Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

Polis vazife yapamaz

hale gelecekmiş!

 

Aman efendim. 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek yeni Türk Ceza Yasası yüzünden polis vazife yapamaz hale gelecekmiş. Bütün polis teşkilatı hep bir ağızdan bu nakaratı tutturmuş. Sanırsınız ki, polis teşkilatı lağvediliyor.

Ne getiriyor yeni TCK?

En önemlisi, polis artık keyfi uygulamaları terk etmek zorunda kalacak. Yani “ben polisim dediğim dedik, çaldığım düdük” artık bitecek. Polis, 1 Nisan’dan sonra yasalar çerçevesinde görev yapmak zorunda kalacak.

Yasa ne emrediyor? Polisler suçluyu görmezden gelin, serbest bırakın mı diyor? Hayır!

Bilakis, yeni yasa, hükümleri çerçevesinde hareket eden polise daha çok yaptırım getiriyor; ama kime karşı SUÇLU’ya karşı. İşte sihirli kelime bu. SUÇLU’ya karşı.

Polisler, ya yıllardır alıştıkları “hele şu yoldan geçenleri, konu komşuyu, etraftakileri yakalayalım onlar nasıl olsa karakolda öterler” mantığını terk edecek, etmezlerse görevlerini.

Yeni yasaya karşı polis teşkilatı “gözlerimizi kaparız vazifemizi yaparız” şeklinde tepkisini ortaya koyuyor; sanki şimdi gözleri açık vazife yapıyorlarmış gibi.

Her gün kapkaç, hırsızlık, gasp vs. haberleri dinliyoruz. Bir çoğumuz bunlara bizzat maruz kalıyor. Peki polis ne yapıyor?

İşte size her gün yaşanan olaylardan bir örnek: İnşaat firması sahibi Dilek Aşkın ve nişanlısı mimar Nispet Şahin 17 Şubat 2005 tarihinde Ataköy’deki bir arkadaşlarına akşam yemeğine giderler.  Yemekten sonra gece yarısı evlerine dönmek için yola çıkan çiftin İstanbul, Şirinevler varyantı altında kullandıkları cip arıza yapar. Bunun üzerine Dilek Aşkın nişanlısını cipin içinde bırakarak ticari bir taksi aramaya başlar. Aynı dakikalarda Cevizlibağ’da devriye görevi yapan sivil polis ekipleri, bir büfenin kepenklerini demir kesme makası ile kesmeye çalışan üç kişiyi görürler. Hırsızlar yakalanacaklarını anlayınca demir makasıyla polislere saldırır. Polisler bunun üzerine havaya ateş açarlar, hırsızlar da derhal çalıntı araçlarına binerek polisten kaçmaya başlarlar. Polise izlerini kaybettiren hırsızlar Şirinevler’e geldiklerinde cipin içinde nişanlısını bekleyen Nispet Şahin’i görürler. Hırsızlar hiç tereddüt etmeden ellerindeki demir makasıyla cipin camlarını kırarak Şahin’in elindeki çantayı gasp etmeye çalışırlar. Şahin direnince genç kadını dövmeye başlayan hırsızlar o sırada kendilerini arayan polis ekibi ile tekrar karşılaşırlar. Polis ne yapar, bilin bakalım? İkinci defa havaya ateş açar! Hırsızlar yeniden kaçar. Ondan sonrasını bilmiyoruz, Allah bilir, belki de üçüncü bir kişiye saldırmışlardır; ama polisler artık kendilerini bulamadıkları için üçüncü defa havaya ateş açamadılar.

İşte size gözleri açık vazife yapan polis teşkilatının hali; Allah gözlerini kapadıktan sonra vazife yapanından korusun inşallah!

Kardeşim hırsızı uğursuzu, üstelik sana ve başkasına saldırdığı halde vurmayıp havaya ateş açacak isen, sana ne ihtiyaç var? Havaya ateş ederek hırsızı kaçırmak marifet ise bunu vatandaşın kendisi de yapabilir, siz ne diye zahmet ediyorsunuz?

Siz hiç kafayı kırmış, travesti, mafya üyesi veya hırsıza karşı polisin tavrını gördünüz mü? Aynı yolun yolcusu bu bela tipler karşısında polis süt dökmüş kedi gibidir; ama gelin bir de onları memur, öğrenci eylemlerinde görün. Hepsi bir anda Viyana seferine çıkmış Osmanlı Ordusu’nun küffara saldırdığı gibi vatandaşı coplama ve tekmeleme yarışına girişir.

Evet polisler zor şartlarda görev yapıyorlar, eğitimsiz ve bilgisizler, hiç bir şey olamayan insan polis oluyor, polis hırsızı, katili vurursa başı belaya giriyor yargılanıyor. Bunların hepsi doğru; ama dürüst namuslu ve kurallara uyan vatandaşın suçu ne kardeşim? Sen polis terörü yaratarak sadece namuslu ve kurallara uyan vatandaşları ürkütüyorsun. Senin yakalaman gereken insanlar ise uygulamalarından zerre kadar etkilenmiyor ve seni iplemiyor.

Öyleyse polisin yeni yasa ile suçlularla mücadele edemeyeceği tezinin geçerli olduğunu düşünmek mümkün değil. Bilakis, eskiden nefsi müdafaa kavramı çok kısıtlı ve dar bir çerçevede tanımlanmışken yeni yasa bunu genişletiyor ve namuslu vatandaşa can ve mal güvenliğini koruma hakkı veriyor. Yasanın bu maddesi, neticede polis de vatandaş olduğu için onun için de geçerli.

Türkiye insan haklarına, kanunlara, tüketiciye, başkalarının haklarına saygılı bir ülke olma yolunda hızla değişiyor. Bu belki üç sene, belki onüç sene sürecek ama sonuçta gerçekleşecek. Polis teşkilatı da artık buna alışsa ve kanunların kendisini de bağladığını hatırlasa iyi olur.

Sevgiyle,

 

 omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 28  Şubat 2005

 

 


Z ANA SAYFAYA DÖN