Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

Kaygı Verici Gelişmeler

 

Geçtiğimiz günlerde bölücü kürtlerin Mersin’de bayrak yakma eylemi ile milletimizin bayrağımız konusundaki hissiyatı fazlası ile arttı. Kürtler eğer böyle birkaç eylem daha yaparlarsa, bu ülkede ne kürt sorunu, ne de PKK kalacak; tek sıkıntı elli sene sonra “vay siz 2005’te kürtlere jenosit yaptınız" diye karşımıza dikilen bazı "dost ülkeler" olacak.

Vatandaşımız milli ve manevi değerlerine yapılan saldırıları yıllardır sineye çekti. Bu konudaki mücadeleyi, devletin ilgili kurumlarına bıraktı.  Kanunlara olan saygısı ve daha önce yaşadığı acı tecrübelere istinaden kanunlar çerçevesinde hareket etmeye çalıştı.

Yaşı müsait olanlar bilir; 1980 askeri darbesi öncesinde durumdan vazife çıkarıp ülkenin milli ve manevi değerlerine sahip çıkmaya çalışan ülkücüler bunun bedelini 1980 askeri darbesi ile çok acı ödediler. O zaman devleti temsil eden otorite “vatanı kurtarmak size mi kaldı” diyerek elma ile armutları aynı sepete koydu ve ülkücüler yıllarca hapis yattılar.

Bugün de aynı durum farklı bir biçimde tezahür etmektedir. Geçtiğimiz yıllar içinde hepimiz gördük; yıllarca PKK denen terör örgütü ile evini çoluğunu çocuğunu unutup dağ tepe demeden mücadele eden  devlet görevlileri hapse atıldılar, yargılandılar ve işten el çektirildiler. Terörle mücadele sırasında şehit olmuş asker-polis ailelerinin yüzüne kimse bakmaz oldu. Onları teker teker kaderleri ile baş başa bırakır olduk...

Milletin yaşadığı bu acı tecrübeler ister istemez milli ve manevi değerlerin körelmesine, rafa kaldırılmasına yol açtı. Peki nereye kadar?

İnsanlar nereye kadar “bana ne” diyebilirler?

Bunun sınırı nedir?

Bu günlerde Türk Milleti böyle bir sınavdan geçiyor.

Bir millet, milli ve manevi değerleriyle dalga geçilmesine nereye kadar izin verir?

Türk milletini böyle bir sınava sokmak isteyenler şunu bilsinler ki, millet bu sınavı başarı ile geçer.

Milletin başarısı, kendisini Türk hissetmeyen, bu milletin milli ve manevi değerlerini kendi değerleri bilmeyen insanlar için tabi ki hüsran olacaktır.

 Dün, Trabzon’da bunun çok küçük bir örneğini yaşadık. Olay tamamen spontane gelişmiş olduğu için felaketle sonuçlanmadı; ama ya provakatif amaçlı olarak önceden tertiplense idi? O kalabalığın içine karışmış kişiler bir bayrak yaksalar, kaçarken de önceden tespit ettikleri ve toplumun tepkisini yönlendirmek istedikleri bir yere sığınsalar ve buradan kalabalığa rasgele ateş açsalar; toplanan kalabalığın öfkesi, içerisine sızmış üç tane provakatör tarafından hedeflenen adreslere yönlendirilse ve bunun ülke çapında derhal uygulamaya konduğunu düşünürseniz sonuç ne olur sizce?

Hiç güzel bir şey olmaz. Ülke bir anda Yugoslavya’ya döner, etnik çatışmanın önü alınamaz ve bu ülkede yaşayan herkes kaybeder; ama, emin olun ki bunu yapmak hiç de zor değil. Milletin tahammülünün de bir sınırı var…

Leyla Zana gibi zorla sisteme entegre olmuş kürtler bu tablodan ister istemez ürküyorlar. Zana “Toplum sorunların çözüm dilinin şiddet ve silah değil, uzlaşı, diyalog ve demokratik katılım olduğuna inanmakta; çatışma istememekte ve tümden silahsızlanma sağlanarak demokratik mücadele kanallarının açılmasını beklemektedir. Üzülerek ifade etmeliyiz ki, son günlerde ülkemizde kaygı verici gelişmeler yaşanmaktadır. Ortak değerimiz olan bayrak üzerinden estirilen milliyetçi rüzgar, bölgede yoğunlaşan operasyonlar bizleri olduğu gibi bütün olarak Türkiye toplumunu da kaygılandırmaktadır” diyor.

Zana’ya göre bayrak üzerinden milliyetçilik rüzgarı estiriliyormuş. Bayrak konusunda yeterli bilgi birikimine sahip olmadığı için bu ona garip geliyor; halbuki bayrak bir ülkenin milli sembolü ve o ülkenin vazgeçilmezi, olmazsa olmazıdır! Bayrak üzerinden milliyetçilik rüzgarı esmeyecek de ne esecek, lodos mu? Kürtler bundan rahatsızlık duyuyorlarsa kendileri bilirler. Eğer söyledikleri gibi bayrak hepimizin ortak değeri ise bir gün de yakalarına taksınlar, İstiklal Marşı okusunlar da dişimizi kıralım…

Geçtiğimiz gün Ankara Ticaret Odası başkanı Sayın Sinan Aygün’ün Flash Televizyonunda Sayın Sebahattin Önkibar’ın programında PKK lideri Şemdin Sakık’ın kardeşi DEP eski milletvekili Sırrı Sakık’a “kardeşim madem bu bayrak hepimizin bayrağı diyorsunuz, al o zaman şu rozeti yakana tak” diyerek cebinden çıkardığı Türk bayrağı rozetini Sırrı Sakık’a vererek takmasını istemesi ve Sakık’ın bayrağı yakasına takmaktan imtina edip hâl⠓bu bizim ortak değerimiz” diyerek  polemiği sürdürmesi her şeyi açıkca ifade etmeye yetmiyor mu?

Sen elinde her türlü silah mühimmat ve techizat ile “kürtlerin bağımsızlık ve özgürlüğü” adına Türkiye Cumhuriyeti topraklarında asker, polis, cami, kışla, kadın, erkek, çoluk, çocuk demeden önüne gelene saldıracaksın, öldüreceksin; sana karşılık verildiği zaman da “çatışma istemiyoruz, demokratik mücadele, diyalog, çağdaş üslup” gevelemeleriyle “bölgede yoğunlaşan operasyonların” kaygı verici olduğunu açıklayacaksın.

Evet kaygı verici; ama bu milletin evlatları için değil!

Kürt aydınları “hepimizin ortak değeri” dedikleri bayrağımızı bir an önce sahiplendiklerini gösteren bir tutum sergilemezlerse gelişmeler hakikaten kaygı verici olabilir.

Sevgiyle,

 omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 07  Nisan  2005

 

 

 


Z ANA SAYFAYA DÖN