Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

Tazminat Sisteminin

Otokontrol Üzerindeki Etkileri

 

Hukuk sistemimizde tazminat davalarında “sebepsiz yere zenginleşmeye yol açmak” diye bir kavram var. Bir kurum veya şahıs yaptığı bir yanlışlık neticesinde size zarar verir ve onun aleyhinde tazminat davası açarsanız yargı sebepsiz yere zenginleşmeye yol açmamak için asla yüksek bir tazminata hükmetmiyor.

Kurum, kontrol etmeden ameliyatta hastaya kan veriyor. Kanda AIDS olduğu sonradan anlaşılıyor ve kurum hatası yüzünden AIDS olan hasta, tazminat davası açıyor. Mahkeme, müştekinin sebepsiz yere zenginleşmesine yol açmamak için kurumu 5 milyar TL (YTL değil) tazminata mahkum ediyor. Adam AIDS olmuş, ocağı sönmüş tazminata bak!

Bacağı, kolu kesilen, gözü çıkan, AIDS  olana beş milyar Türk Lirası tazminata hükmeden yargı sistemine adalet dağıtıyor denilebilir mi?

Oysa tazminat, hukuk sisteminin temeli ve en önemli düzenleyicisidir. Aldıkları mal ve hizmetin kusurlu vs. olmasından dolayı zarar gören insanlar, aldıkları tazminat ile zararlarını belli bir dereceye kadar hafifletebilirler. Bu sistem sayesinde toplumun otokontrol yeteneği gelişir ve insanlar kendini disiplin altına alır.

Türkiye’de şu anda yürürlükte olan ceza sistemi dolayısı ile tam bir hukuksuzluk hüküm sürmektedir. Kim ne yaparsa yanına kâr kalmakta, adam öldüren, tecavüz eden insan bile üç, bilemediniz beş sene sonra dışarı çıkmaktadır.

Böyle bir hukuk sisteminde, halkın sağlığı ile oynayan üreticiler yüzünden sağlığını kaybeden, aldığı hizmetin aksaması yüzünden mağdur olan, devlet dairelerinin işlerini zamanında ve düzgün yapmadığı için zarar gören ve bunun gibi bir çok mağduriyetin tazmini nasıl sağlanacaktır?

Türkiye’de eğer tarlada soğan, patates yetiştiriyor ve evden tarlaya, tarladan eve gidip geliyorsanız, başka da bir işiniz yoksa pek başınız ağrımaz; ama büyük şehirlerde oturuyor ve sıradan bir vatandaşsanız ve hele bir de mal mülk sahibi iseniz yandınız!

Her gün, yaptığınız herhangi bir kamusal işlemle ilgili olarak harcadığınız bir birimlik zamanın üç katı zamanı da o işle ilgili kişilerin yaptıkları yanlışları düzeltmek için harcarsınız. Hele devlete vergi ödemek gibi bir işlem var ki, evlere şenlik. Devlete vergi ödeyeceğim diye bütün millet mazoşist oldu…

Belli bir zaman harcayıp verginizi ödüyorsunuz, sonra vergiyi ödemek için harcadığınız zamanın onbeş katını o vergiyi ödediğinizi ispat etmek için uğraşıyorsunuz; çünkü devletin üstün zekalı bir memuru işini yaparken muhakkak yanlış yapıyor ve kayıtlar sizinki ile tutmuyor.

Hani bir özdeyiş vardır “tecavüz kaçınılmazsa, bari zevk al” diye. Sonuçta bu millet de vergiyi seve seve ödemediğine göre…

Ceza kanunu suçluya hak ettiği cezayı vermediğine göre bari bırakın da mal ve hizmet alımında devlet daireleri de dahil olmak üzere hatalı işlem yapanlar hiç değilse bedelini tazminat gibi tazminat olarak ödesinler.

Hani meşhur “Asacaksın bir tanesini, bak bir daha yapıyor mu?” sözü var ya, işte o misal “Ödeyecek tazminatı, bak bir daha yapıyor mu?”…

Sevgiyle,

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 20  Nisan  2005

 

 


Z ANA SAYFAYA DÖN