Ömer Lütfi Kanburoğlu, ÖNLEYİCİ HAREKÂT STRATEJİLERİ ve ABD / STRATEGIES FOR PREVENTION OF OPERATIONS OF, and the U.S.

 

 

ÖNLEYİCİ HAREKÂT STRATEJİLERİ ve ABD

 

Başkan Bush döneminde ABD’nin dış politika stratejisi haline gelen “önleyici harekât” kavramının dünya barışını tehlikeye sokacak hale geldiği şu günlerde “önleyici askeri faaliyetlere başvurulmasında devletler hukuk kurallarını ne ölçüde dikkate alıyor?” sorusu önem kazanmaktadır.

 

Uluslararası Hukukun başlıca amaçlarından biri güç kullanımının düzenlenmesidir. Meşru müdafaa düşüncesi ile önleyici harekâta, acaba Uluslararası Hukukta yer var mıdır? Aslına bakarsanız bu konu çok tartışmalı olup, meşruluğu şüphe götürür bir eylemdir. Uluslararası Hukukta bu tür eylemlerin çok kısıtlı koşullar altında uygulanabileceği belirtilmiştir. 

 

Önleyici savaş stratejilerinin ABD tarafından tek yanlı olarak kullanılması, yarın emsal gösterilerek başka ülkeler tarafından kullanılma ihtimalinin de önünü açmaktadır. Bu yönüyle önleyici harekât stratejilerinin küresel ve bölgesel güvenlik açısından endişe verici olduğu çok açıktır.

 

Uluslararası güvenlik denilince akla gelen ve evrensel düzeyde güvenliği sağlama misyonu olduğunu iddia eden BM, görülebilir gelecekte endişe teşkil eden güvenlik tehditlerini altı grupta toplamaktadır;

 

- Ekonomik ve sosyal tehditler, (yoksulluk, bulaşıcı hastalıklar ve çevre sorunları da dahil) 

- Devletlerarası çatışmalar, 

- İç çatışmalar (sivil savaşlar, soykırım ve diğer büyük ölçekli karışıklıklar dahil) 

- Nükleer, radyolojik, kimyasal ve biyolojik silahların yayılması, 

- Terörizm ve ulus aşan organize suçlar.

 

Bunlarla birlikte çevre kirliliği, az gelişmişlik, terör, değerli madde kaçakçılığı, yasadışı göç gibi bir çok yeni kavram toplumsal tehdit anlayışlarının içerisine dahil olmuş, toplumların ve devletlerin güvenlik kavramlarının anlamı genişlemiştir. Daha önceleri, örneğin toprakları genişletme arzusu bulunduğu algılanan bir devlet, komşu devlet tarafından güvenliği tehdit edici unsur olarak kabul edilirken, bugün teröre destek verme, çevre kirliliğini arttırma gibi birçok konu nedeniyle komşu olmayan ülkeler bile birbirlerini güvenliği tehdit edici kategoride değerlendirmektedir.

 

Güvenlik algılamalarını daha da karmaşık hale getiren günümüz uluslararası sisteminde, zayıf ve başarısız olarak adlandırılan devletlerin yaşadığı iç sorunlar, bu tip ülkelerde yeşerme zemini bulan terörist hareketlerin başka ülkelere sıçramasını kolaylaştırmaktadır. Artık bir ülkenin güvenliği için başka bir ülkenin nasıl yönetildiği ve o ülkedeki devlet veya toplum yapısının karakteri önemli olmaktadır. Batılı devletlerin, özellikle ABD’nin algısı, demokrasi ile yönetilmeyen ülkelerin hiçbir şekilde çevrelerine güven vermeyecekleri, bu durumun potansiyel olarak çatışmaları ve savaşları artıracağı şeklindedir.

 

Bu çerçevede BM Güvenlik Konseyi, BM Antlaşmasının VI. bölümünde düzenlenen barışçıl çözüm yollarını tavsiye etmenin yanı sıra, VII. bölüm altında “barışın tehdit edildiği, bozulduğu ya da bir saldırı fiilinin meydana geldiğini” saptadıktan sonra, uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden tesisi için gerekli tavsiyelerde bulunma veya 41 ile 42’nci maddeler gereğince alınacak zorlama tedbirlere karar vermekle yetkilendirilmiştir.

 

BM sisteminde dikkati çeken bir diğer konu da, madde 2/4 ile uluslararası ilişkilerde yalnızca kuvvet kullanma değil, kuvvet kullanma tehdidine başvurmak da yasaklanmıştır. Hal böyle iken, yeni moda önleyici savaş stratejileri uyarınca özellikle ABD, BM’i ulusal çıkarları doğrultusunda kullanarak başka devletleri dolaylı yoldan tehdit etmekte sakınca görmemektedir.

 

Madde 2/4, kuvvet kullanma ve kuvvete başvurma tehdidinde bulunmaya yasak getirmiş, ancak Antlaşma metninde kuvvet kullanma yasağının silahlı kuvvet kullanılmasıyla sınırlı kalıp kalmadığı konusu açıklanmamıştır. Bu nedenle, silahlı kuvvet kullanma fiili yanında, siyasi ve ekonomik baskıların da yasaklanıp yasaklanmadığı hususu halen tartışmalara açık bir konudur.

 

İç çatışmalar, kuvvet kullanma kavramı kapsamında değerlendirilmemektedir. Çünkü madde 2/4, devletlerin yalnızca uluslararası ilişkilerinde kuvvet kullanmalarını veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmalarını yasaklamaktadır. Yani bir devletin ülkesinde ortaya çıkan ayaklanmayı bastırmak için kuvvete başvurmak hakkı yasaktan etkilenmez.

 

Günümüzde, önleyici savaş strateji yöntemlerini kullanan devletlerin özellikle terörizme destek sağladıkları gerekçesi ile başka devletlere karşı “meşru müdafaa” tezi ile hareket ettiklerini görüyoruz.   Klâsik hukukta varlığını koruma ve zorunluluk hâlinden ayrılmamış olan meşru müdafaa, doğal olarak önleyici meşru müdafaayı da kapsamaktadır. BM Antlaşmasının kabulünden çok daha önce önleyici meşru müdafaaya ilişkin kabul edilmiş bir doktrin vardır. Bu doktrini açıkça telaffuz eden klasik hadise, Caroline olayıdır. Caroline Doktrini, meşru müdafaayla varlığını koruma hakkını özdeşleştiren bir yaklaşımla önleyici faaliyetlere izin vermiştir. 

Caroline olayı, 1837’de Kanada’nın İngiltere’ye karşı verdiği bağımsızlık savaşı sırasında çıkmıştır. Savaş sırasında Kanadalılar ihtiyaç hissettikçe yakındaki ABD eyaletlerine sığınıyor ve onlardan yardım alıyordu. ABD Hükümeti tarafsızlık politikası izliyordu.  Kanadalılar, Kanada'daki Navy adasından İngiliz gemilerine saldırıyor ve ihtiyaç duydukları silah yardımını Caroline adlı bir Amerikan bandıralı gemi vasıtasıyla temin ediyorlardı. Ancak İngilizler Caroline’i bir Amerikan limanı olan Schlosser'de ele geçirmiş, ders olsun diye de Niagara Şelalesinden aşağı atmıştır. Bu olayda bazı ABD vatandaşları yaşamını yitirmiş, bunun üzerine sorumlu görülen bir İngiliz tutuklanmıştır. Bu olayda İngiltere, gemiyi yok ederken meşru savunma hakkı çerçevesinde hareket ettiğini ileri sürmüştü. İngiltere'ye göre Caroline korsan bir gemiydi ve ABD kendi sınır hattında kendi yasasını uygulayamadığına göre İngiltere meşru savunma için gerekli önlemleri almıştı. ABD, İngiltere'nin bu görüşünü reddetmiş ve sorun hakemliğe götürülmüştür. Hakemlik kararına göre meşru müdafaa hakkının kullanılması için tehlikenin o an ortaya çıkmış, ani, başa çıkılmaz ve başka hiç bir korunma yoluna başvurmaya imkân bırakmayacak nitelikte olması gerektiği belirtilmiş ve bu olayda İngiltere’nin meşru müdafaa boyutlarını aştığı ortaya çıkmıştır.

 

Sonuç olarak, meşru müdafaa hakkının kapsamına baktığımızda, tehdit o anda geçerliyse ve buna karşı kullanılan araçlar tehditle orantılıysa; devletin çıkarlarını ve yurt dışında tehdit altında olan vatandaşlarını korumak için kuvvet kullanılması, yani önleyici meşru müdafaa,  meşru müdafaa hakkı kapsamında kalır ve hukuksaldır.

 

 

BM Sisteminde Meşru Müdafaa

Bir devletin hayati önem taşıyan ulusal çıkarlarına yönelik ağır sonuçlar doğurabilecek çok yakın saldırı tehdidine karşı, saldırının başka yollarla önlenememesi durumunda ön alarak kuvvet kullanılması, önleyici meşru müdafaa olarak adlandırılmaktadır. BM meşru müdafaa hakkını 51. maddede tanzim etmiş olup uygulaması önleyici meşru müdafaayı kabul etmemektedir.

Ancak BM sistemi uygulamalarında 51’inci madde ile düzenlenmiş olan meşru müdafaa hakkının önleyici meşru müdafaayı kapsamadığı açık olmasına rağmen önleyici meşru müdafaa kavramı üye devletlerin tartışmalarına ve istismarına açıktır.

Uygulamada, devletlerin, özellikle ABD’nin bile önleyici meşru müdafaa hakkına başvurmaktan kaçındığı, ortam ve şartları oluşturmak için özel bir çaba gösterdiği görülmektedir. Devletlerin “meşru müdafaa” hakkı oluşturmak için kullandıkları provokasyon ve dezenformasyon taktikleri hazırlandıkları “önleyici harekâta” kamuoyu desteği oluşturma çabalarının bir parçasıdır.

 

Önleyici Harekât ve ABD

ABD’de Reagan Doktriniyle başlayan müdahaleci yaklaşım, Soğuk Savaşın sona erdiği 1990’dan sonraki dönemde de sürdürülmeye devam etmiştir. Nitekim ABD Savunma Bakanlığınca taslak olarak hazırlanan 1992 Defense Planning Guidance (Savunma Planlama Rehberi)’da Avrupa, Asya ve eski SSCB topraklarında ABD’ye karşı bir rakibin çıkmasının önlenmesi, politik ve askeri stratejik amaçların gerçekleştirilmesi için gerekirse tek taraflı eylem yapılması ilkesi yer almıştır.

 

Bush Doktrini

11 Eylül saldırılarından sonra ABD, dış politikasını yeniden belirlemiş ve ulusal güvenlik stratejisini “Bush Doktrini” olarak bilinen önalma ve önleme üzerine kurmuştur.

Buna göre ABD, BM Antlaşmasında yer alan meşru müdafaa hakkını genişleterek, kendisine tehdit oluşturduğunu düşündüğü terörist grup veya ülkelere, inisiyatifi elde tutarak önceden saldırı hakkını kendinde görmektedir. Ancak bu yaklaşımın, uluslararası toplumda BM sisteminin altmış yılı aşkın bir süredir inşa etmeye çalıştığı hukuk ve normlar düzenini, bir başka deyişle uluslararası güvenliği tehlikeye soktuğu açıktır. Üstelik geldiğimiz noktada demokrasi adına önleme harekâtı yürüten ABD’nin Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Mısır, Yemen vs. gibi ülkelerde demokrasi açısından bir santim yol kat etmediğini göz önüne alırsak bu doktrinin dünya barışına ne derece hizmet ettiğinin tartışılır hale geldiği çok açıktır.

 

11 Eylül saldırılarının hemen ardından ABD Başkanı Bush “Bu saldırıyı yapan teröristler ile bu teröristleri barındıranlar arasında fark gözetmeyeceğiz. Şimdi her ülkenin alması gereken bir karar vardır. Ya bizimlesiniz, ya da teröristlerle.”  sözleriyle niyetini açıkça ifade ederek tüm dünyaya meydan okumuştur.

 

Neo-Conservative (Neo-Con) Akım

Yeni Muhafazakârlık diye tercüme edebileceğimiz ve ABD’de Bush doktrininin temelini oluşturan bu akım, şu anda dünya ve ABD siyasetine dolaylı olarak yön vermekte ve ABD’yi sonu belirsiz bir maceraya sürüklemektedir. Neoconların en önemli temsilcilerinden olan ABD Savunma Bakanlığında Savunma Politika Kurulu (Defense Policy Board) başkan yardımcısı Paul Wolfowitz’in 1992’de hazırladığı Defense Planning Guidance (Savunma Planlama Rehberi) adlı rapor Neoconların hedefleri konusunda fikir sahibi olmamızı kolaylaştırmaktadır.

 

Wolfowitz raporunda ABD’nin Soğuk Savaş sonrası politik ve askeri stratejisinin bir numaralı hedefinin, Avrupa, Asya ve eski SSCB topraklarında ABD’ye karşı rakip bir süper gücün ortaya çıkmasını önlemek, bunun için; ABD’nin gerekirse tek taraflı olarak hareket etmeye hazır olması gerektiği belirtilmiştir.

 

Neoconlar 26 Ocak 1998’de, Başkan Clinton’a bir mektup göndererek ABD’nin niye Irak’ı işgal etmesi gerektiğini açıklamışlardır. Bu mektupta özetle;

 

“Irak'a yönelik mevcut ABD politikasının başarısız olduğu ve yakın bir gelecekte Ortadoğu'da, çok daha ciddi bir tehditle karşılaşılmasının olası olduğu;

ABD'nin ve bütün dünyadaki dost ve müttefiklerinin çıkarlarını koruyacak yeni bir stratejiyi kesin bir dille Başkan tarafından açıklaması gerektiği;

Kabul edilebilir tek stratejinin, Irak'ın kitle imha silahlarını kullanması veya kullanma tehdidinde bulunması ihtimalini bertaraf edecek ve Saddam Hüseyin rejiminin iktidardan uzaklaştırılmasını hedefleyecek bir strateji olmasını; 

Stratejinin, birbirinin tamamlayıcısı olacak diplomatik, siyasi ve askeri çabaların seferber edilmesini gerektirdiği ve artık diplomasi belirgin bir şekilde başarısız kaldığı için askeri harekât yapmanın kabullenilmesini, 

Başkana, kati ve kararlı şekilde harekete geçmeyi şiddetle tavsiye ettikleri, zayıflık ve rehavete dayanan bir davranışa sürüklenildiğinde ABD çıkarlarının ve geleceğin riske sokulacağı” ifadeleri yer almıştır.

 

Neoconlar, 11 Eylül 2001 saldırısından sonra bu kez Başkan Bush’a yazdıkları ve desteklerini açıkladıkları mektupta;

 

“Terörist örgütlere, onları barındıran veya destekleyenlere karşı savaşta, Başkanın kararlılığını desteklediklerini, 

ABD politikasının, sadece 11 Eylül’den sorumlu kişileri bulmakla kalmayıp, aynı zamanda dünyada ABD’ye karşı iyi niyet beslemeyen ve geçmişte ABD çıkarlarına karşı saldırı düzenleyen diğer grupları da hedef alması gerektiğini,

Afganistan’a yapılması gereken askeri eylemi ve bu ülkedeki Taliban karşıtı güçlerin ihtiyaç duyduğu mali ve askeri yardımın sağlanmasını desteklediklerini,

Irak devletinin, ABD’ye yönelik son saldırıya bir şekilde yardım etmiş olmasının muhtemel olduğu, bu nedenle Saddam Hüseyin’i devirme doğrultusunda kararlı bir girişim ile Irak’taki muhalif gruplara tam bir askeri ve mali destek verilmesi gerektiğini,

Terörizme karşı savaşta Hizbullah’ın hedef alınmasını, İran ve Suriye’den Hizbullah’a verdikleri tüm desteği durdurmalarının talep edilmesini, aksi halde ABD’nin terörizme destek verdiği bilinen bu devletlere karşı uygun misilleme önlemlerinin alınmasını”  belirtmişlerdir.

 

Bilindiği gibi, ABD daha sonra Irak’a (tıpkı şu anda Suriye’ye karşı giriştiği) dezenformasyon harekâtı başlatmış, kamuoyu, medya vasıtası ile aylarca Saddam Hüseyin’in kimyasal silahlarını, nükleer tesislerini, cehennem topunu, güçlü ordusunu dinlemişti. Sonuçta, ABD 2003 yılında Irak’ı tek bir mermi atmadan, işgal etti ama kamuoyu kimyasal silahlar, nükleer tesisler ve de güçlü ordusundan tek bir eser göremedi. Bırakın “güçlü orduyu” ortada orduyu temsil etme adına tek bir asker dahi yoktu…

 

Neoconların Başkan Bush’a yazdıkları mektupta dikkat ederseniz “Taliban karşıtı güçlere askeri ve mali yardımın sağlanması” öneriliyor. Peki, Taliban’ı besleyip büyütüp Afganistan’ın ve dünyanın başına bela eden kim? Sırf Sovyet işgaline karşı direniş gösteriyorlar diye Taliban’a destek veren kim? Aynı hatayı şu anda Ortadoğu’da yapıyorlar; demokrasi adına demokrasi karşıtlarıyla beraber olmak… ABD’nin onbinlerce dolar maaş verdiği süper uzmanlarının yaptıkları analiz işte bu kadar. Bence Savunma Bakanlığı ve Pentagondaki uzmanlar Hollywood’da senarist olarak çalışsalar daha çok para kazanacaklar.

 

Yeni dönem ABD dış politikası, zücaciye dükkânına giren fil gibi… Filin su içmek için bir bardağa ihtiyacı var, zücaciye dükkânına girip bardağı alıp çıkıyor. Dükkândan geriye sadece bir yıkıntı kalıyor… Fil bir daha bardağa ihtiyacı olabileceğini, ihtiyacı olursa bardağı bir daha nereden bulacağını düşünmüyor. Üstelik dükkânın sahibi, komşuları, akrabaları, müşterileri de artık file düşman oluyor…

ABD bir fil cüssesine sahip olabilir ama bir fil beyni ile hareket ettiği müddetçe kendisi ve dünya barışı sürekli zarar görüyor.

 

Neoconların stratejisine göre ABD’ye yönelik tehditlerin önlenmesi için mevcut uluslararası hukuk düzeninde etkili tedbirler alınamaması halinde, ABD tek başına hareket ederek bu tehditlerin üstesinden gelmelidir. Yani Uluslararası Hukuk, ABD’nin beklentilerini tatmin etmediği noktalarda by-pass edilebilmelidir.  ABD müttefikleriyle ve diğer uluslar üstü örgütler ile mutabakat teminine mecbur değildir. Nitekim Bush yönetiminde Savunma Bakanı olarak görev alan Donald Rumsfeld, “yumuşak güç” terimini anlamadığını belirtmiş ve ABD’nin açık ve net bir şekilde, istediği şeyi uluslararası toplumun onayı olsun ya da olmasın yapmaya muktedir olduğunu öne sürmüştür. Bu tutumuyla Rumsfeld; “ya bize katılın, ya da kesin bir ölüm veya yıkım olasılığıyla yüzleşin” yaklaşımı içerisinde olmuştur.   

Neocon düşünce sisteminin ABD idaresindeki en önemli figürlerden biri olan Rumsfeld’e göre dünyanın tek süper gücünün daimî müttefiklere ihtiyacı yoktur.

 

11 Eylül Saldırıları

Saldırılardan sonra ABD yönetimi, bu eylemin sadece kendi ülkesine değil,  aynı zamanda özgürlük ve demokrasiye karşı yapılan bir eylem olduğu tezini gündeme getirmiştir. O güne kadar diğer ülkelerde ortaya çıkan terör eylemlerini genelde bağımsızlık hareketi, self determinasyon hakkı, iç savaş gibi tanımlamalarla nitelemiş ve ulusal çıkarlarıyla örtüştüğü ölçüde de manipüle etmeye kalkışan ABD konu kendisi olunca terörle mücadelenin “gerekliliğini” tartışır hale gelmiştir.

Türkiye’deki PKK terör örgütü de ABD’nin takip ettiği ama eylemlerine karşı sessiz kaldığı terör örgütlerinden biri olmuştur. Nitekim Türkiye, PKK ile mücadelesinde NATO’nun saldırı karşısında “Ortak Savunma Mekanizması”nın devreye girmesini öngören 5’inci maddesinin uygulanmasını istemiştir. Ancak yaşanan duyarsızlık sebebiyle Türkiye, bu çabalarından bir sonuç alamamıştır. Oysa 11 Eylül’den sonra NATO’nun 5’inci maddesi, deyim yerindeyse hemen işletilmiş, ABD’nin terörle mücadelesi NATO’nun da mücadelesi haline getirilmiştir.   

 

Bush, 27 Eylül 2001’de Kongre’de yaptığı bir konuşmada, “Teröristlerin mali kaynaklarını kurutacağız, birini diğerine düşüreceğiz, onları bir yerden başka bir yere kaçacakları ve sığınacakları yer kalmayıncaya kadar takip edeceğiz. Teröristlere yardım eden veya onları barındıran devletleri takip edeceğiz. Dünyanın neresinde olursa olsun devletlerin bir karar vermesi gerekir: Bizimle misiniz yoksa teröristlerle mi? Bugünden itibaren teröristleri barındırmaya ve desteklemeye devam eden bir devlet, ABD tarafından düşman bir rejim olarak dikkate alınacaktır.”

Okuduğunuzda çok güzel popülist cümleler içeren bu konuşma halen ABD’nin işgali altında bulunan Irak’ın kuzeyindeki PKK terör örgütüne ait kamplar göz önüne alındığında tamamen içi boş bir söylemden öteye geçemiyor.

 

ABD için terör tanımı sadece kendi çıkarları doğrultusunda yapacakları “harekâtın” gerekçesinden ibaret. Yoksa “terör ve terörist eylemlerin” lügat anlamı onlar için bir şey ifade etmiyor. Aslına bakarsanız uluslararası ilişkilerde de böyle; herkesin kendi teröristi, kendi mücahidi, kendi özgürlük savaşçısı var. Biri için özgürlük savaşçısı olan, diğeri için terörist olabiliyor; ama hiç kimse bunları “işgal” gerekçesi olarak kullanmıyor, daha doğrusu kullanamıyor.

 

Bilindiği gibi Başkan Obama “Change” yani değişim sloganı ile Başkanlık yarışını kazandı. Seçmenler kendisine Irak’tan Amerikan askerlerini çekeceği, çocukları evlerine döneceği için destek verdi; evet Başkan bunu bir dereceye kadar yaptı ama ne için? Yeni cepheler açmak için. Hiç kimsenin yeni cephelere ihtiyacı yok, dünyanın savaşa değil barışa ihtiyacı var. Bunu sağlamak için “önleyici harekât stratejileri” elbette gerekiyor ama bir ülkede terörist barınıyor diye o ülkeyi işgal etmek, sonrada viraneye çevirip çekip gitmek hangi stratejik konsepte sığıyor?

 

ABD’nin yaptığı yanlışların ceremesini bütün dünya çekiyor, dolayısı ile yanlış yapma lüksü yok. Kendi çıkarını düşünmesi gayet doğal; fakat yaptıkları kendi çıkarına dahi hizmet etmiyor, bunu artık anlaması lazım…

 

 

omer@kanburoglu.com < 21 Mart 2012

 

  

 

STRATEGIES FOR PREVENTION OF OPERATIONS OF, and the U.S.

During President Bush's foreign policy strategy, which has become the U.S. "preventive operations" to endanger world peace has become these days the concept of "pre-emptive military action takes into account the extent to applying the law states?" The question is important.

One of the main objectives of international law, to arrange the use of force. Preventive self-defense maneuvers with the idea, I wonder Is there a place in international law?Actually, this is a very controversial issue, the legitimacy of an action that leads to suspicion. Under very limited circumstances, such actions can be applied in international law indicated.

Strategies used by the U.S. unilateral preventive war, tomorrow a precedent likely to be used by other countries also pave the way for showing. Preventive strategies for this aspect of operations in terms of global and regional security concern is very evident.

International security and global level that has become synonymous with the UN claiming to be the mission of providing safety, security threats, which constitute the six following groups concerned about the foreseeable future;

- Economic and social threats (poverty, including infectious diseases and environmental problems)
- Inter-state conflicts,
- The internal conflicts (civil wars, including genocide and other large-scale disturbances)
- Nuclear, radiological, chemical and biological weapons proliferation,
- Terrorism and organized crime over the nation.

In addition to these environmental pollution, underdevelopment, terrorism, smuggling of precious substances, such as illegal immigration is a very new concept has been incorporated into the understanding of social threat, communities and states has expanded the meaning of security concepts. Previously, for example, where a perceived desire to expand the territory of the state, threatening the neighboring elements are accepted as security by the state today to support terrorism, environmental pollution, even in countries which are not adjacent to each other due to many issues such as increasing security, threatening categories evaluated.

Perceptions of today's international system that makes security even more complex, the so-called weak and failing states and the internal problems of developing countries who had the opportunity of this type facilitates the spread of terrorist activities in other countries. Now, for the security of a country in another country, and how it is important that the character in that country, state or community structure. Western states, especially the U.S. perception, confidence in democracy and their surroundings in any way governed countries, if you do, this situation is to increase the potential conflicts and wars.

In this context, the UN Security Council, the UN Charter VI. In addition to the recommended ways of peaceful solution in, VII. section under the "peace is threatened, disrupted, or the act of an attack has occurred" After confirmation, the protection or restoration of international peace and security, to make recommendations for enforcement measures to be taken or the decision to give 41 was authorized in accordance with the 42nd substances.

Another noteworthy issue is the UN system, item 2/4 with the use of force in international relations, not only, refer to the threat of use of force is prohibited as well. Under these circumstances, the new fashion in accordance with the preventive war strategies, particularly in the U.S., UN and hence indirectly threaten the national interests of the line has not refrained from using the other states.

Article 2/4, brought forbidden to make use of force and threatened to resort to force, but the treaty have remained limited to the use of armed force in the prohibition of the use of force were not disclosed. Therefore, the actual use of armed force, as well as prohibited for political and economic pressures in the matter is still an issue open to debate.

Internal conflicts, are not considered within the scope of the concept of the use of force.Because the substance 2/4, only the foreign relations of states to use force or the threatened use of force and prohibit bulunmalarını. That is the territory of a State that is not affected by the ban the right to resort to force to suppress the uprising.

Currently, states use the methods of preventive war strategy, especially on the grounds that they provide support for terrorism against other states "legitimate defense" argument, we see that they move with. Protection and that is not allocated, if required by law, the existence of the classical self-defense, self defense also covers preventive in nature. Long before the adoption of the UN Charter adopted a doctrine of preventive self-defense there. This doctrine, which is clearly pronounced classic affair, a matter of Caroline. Caroline Doctrine, an approach which identifies the right of legitimate self-defense and preventive activities has allowed the existence of protection.
Caroline incident, in 1837, during Canada's war of independence against England was given. Canadians during the war, you feel the need to help them and took shelter in nearby U.S. states. Followed by the U.S. Government policy of neutrality. Canadians, the Canadian Navy from the island of attacking British ships and weapons they need the help of an American-flagged vessel named Caroline were obtained through. However, the British captured the Caroline Schlosser'de an American harbor, Niagara Falls is a lesson he has taken down. Some U.S. citizens lost their lives in this incident, upon which an Englishman in charge, was arrested. In this case, the United Kingdom, while destroying the ship moves within the framework of the legitimate right of defense asserted. According to England in a pirate ship was Caroline and the United States according to their boundary line had not applied its own law the necessary measures for the defense of England was legitimate. U.S., Britain rejected this view and the problem was taken to arbitration. According to the decision to use arbitration for the right to legitimate self-defense at that moment appeared in danger of sudden, ungovernable, and leave no other possibility of a recourse to nature protection should be specified and exceeds the dimensions of self-defense in this case occurred in England.

As a result, we look at the scope of the right to legitimate defense, threatened against it are valid and used vehicles currently used in proportion to the threat, the state interests and the use of force to protect its citizens abroad, which is under threat, ie, preventive self-defense, self defense and law under the right remains.


UN System Self Defense

Vital national interests of a state very close to the massive attack against the threat of catastrophic attack, the front of the case can not be eliminated by other means, the use of force, known as preventive self-defense. 51 of the UN the right to legitimate self-defense has issued and preventive self-defense does not accept application of Article.
However, the UN system, applications, which is regulated by the 51st article of the right of preventive self-defense self-defense, although not covered by the open discussion of the member states and the concept of preventive self-defense is open to abuse.
In practice, states, in particular the right of preventive self defense, even the United States to consult the court, observed that a special effort to create environments and conditions. States "legitimate defense" provocation and disinformation tactics used to create the right are preparing for "preventive military operation," a part of efforts to create public support.

Preventive Operations and the U.S.
Interventionist approach to the Reagan doctrine in the United States started the Cold War ended in 1990 continued to be continued in the next period. In fact, the U.S. Defense Ministry prepared a draft 1992 Defense Planning Guidance (Defense Planning Guide) in Europe, Asia and the former territory of the USSR against the United States to prevent emergence of a competitor, if necessary for the realization of political and military strategic objectives in the principle of unilateral action has been done.

Bush Doctrine
The United States after the September 11 attacks, re-set foreign policy and national security strategy, "Bush Doctrine" of preemption and prevention, known as founded on.
According to the U.S., the UN Treaty extending the right of legitimate defense, thinks he can threaten a terrorist group or country, and keeping the initiative sees itself the right to pre-attack. However, this approach, the international community is trying to build the UN system for over sixty years of law and order norms, in other words, is jeopardizing international security. Moreover, the name of democracy at the point in carrying out prevention campaign in the United States in Afghanistan, Iraq, Libya, Syria, Egypt, etc..times did not lead to an inch in terms of democracy in countries such as the doctrine Considering that world peace is very clear to what extent it serves being discussed.

Immediately after the September 11 attacks, President Bush said "this attack, there is no difference between the terrorists and those who harbor terrorists. Now there is a decision each country should take. Or Taliban or terrorists. "Words clearly expressed intention has challenged the whole world.

Neo-Conservative (Neo-Con) Current
The so-called Neo-Conservatism and the U.S., the Bush doctrine that forms the basis of current U.S. policy is currently the world and the United States indirectly, to give direction and drags on an adventure in the dark. The most important representatives of the neoconservatives, the U.S. Defense Policy Board of the Ministry of Defence (Defense Policy Board) in 1992, prepared by the Defense Planning Guidance, vice president Paul Wolfowitz (Defense Planning Guide) called us to report facilitates the neocons have an idea about the objectives.

Wolfowitz, the U.S. post-Cold War political and military strategy report, the number one target, Europe, Asia and the former territory of the USSR against the United States to prevent the emergence of a rival superpower, for it, the U.S. should be ready to act unilaterally if necessary indicated.

The neocons on 26 January 1998, President Clinton sent a letter to the U.S. invasion of Iraq, explained why. Summarized in this letter;

 

"Current U.S. policy on Iraq has failed and the Middle East in the near future, it is possible that exposure to a more serious threat;
Friends and allies all over the world to protect the interests of the United States and a new strategy should be a precise description of the language by the President;
Only acceptable strategy, using or threatening to use weapons of mass destruction in Iraq and will eliminate the possibility of finding a strategy that will target the removal of Saddam Hussein's regime from power;
The strategy will complement each other, diplomatic, political, diplomatic and military efforts are being mobilized and is now clearly required for the military operation that failed to make it more acceptable,
The President, they strongly recommended to act as solid and stable, weakness and dizziness, and risk the future of U.S. interests in an action based on the stick "statements took place.

The neocons, this time following the attacks of September 11, 2001 they announced their support and wrote a letter to President Bush;

"The terrorist organizations, supporters of the war against them, or hosts, support for the President's commitment,
U.S. policy, not only in finding the people responsible for September 11 but also the world against the U.S. attack against U.S. interests in good faith and do not regulate in the past targeted other groups should take,
Military action has to be done in Afghanistan and the anti-Taliban forces in this country support the provision of needed financial and military aid,
State of Iraq, recent attacks against the United States is likely being helped in a way, therefore a decisive intervention in Iraq, overthrowing Saddam Hussein, according to opposition groups should be given a full military and financial support,
Be targeted in the fight against terrorism, Hezbollah, Iran and Syria, all of their support for Hezbollah, it is requested to leave, otherwise, these states are known to give support for terrorism against the United States take appropriate retaliatory measures, "stated.

As is known, then the U.S. in Iraq (like the one currently undertaken against Syria) initiated the disinformation campaign in the public, through the media for months Saddam Hussein's chemical weapons, nuclear facilities, hell, ball, listened to a powerful army. As a result, the United States without a single shot to Iraq in 2003, was occupied, but the public of chemical weapons, nuclear facilities, and a powerful army could not see a single trace. Leave the "strong military" to represent the middle name of the army did not have even a single soldier...

If you notice a letter to President Bush neocons' anti-Taliban forces, providing military and financial assistance "is recommended. Well, bigger and nurture the Taliban in Afghanistan and who is who plague the world? Just who is providing support to the Taliban that have shown resistance against the Soviet occupation? Currently doing the same mistake in the Middle East with democracy on behalf of the opponents of democracy, tens of thousands of U.S. dollars to be together ... they do a salary analysis of the super-specialists that's it. I think the Defense Department and Pentagon experts will win more money to articulate as a screenwriter in Hollywood.

The new term U.S. foreign policy, like an elephant ... The elephant entered the shop of glassware to drink a glass of water needs, take a glass of glassware comes into his shop. Elephant remains only a ruin left in the shop ... may need glasses any more, no need to think where to find one more cup. Moreover, the shop owner, neighbors, relatives, customers are no longer hostile to file ...
U.S. may have the body of an elephant, but act with an elephant's brain is repeatedly destroyed and world peace as long as he sees himself.

According to the strategy of the neoconservatives to the United States for the prevention of threats to the existing international legal order, in the absence of effective measures, the United States, acting alone, must deal with these threats. In other words, international law, does not satisfy the expectations of the United States should be possible that by-pass points. Agreement with U.S. allies and other supra-national organizations are not obliged to supply. Indeed, the Bush administration, who serves as Secretary of Defense Donald Rumsfeld, "soft power" does not understand the term stated in a clear manner, and the United States, whether or not what he wanted to be able to do the international community argued that the approval. This is Rumsfeld's intention, "or join us, or a definite possibility of the death or destruction of the Face" approach has been in.
One of the most important figures in the administration of U.S. Neocon thought system the world's only super power, according to Rumsfeld does not need permanent allies.

September 11 Attacks
After the attacks, the U.S. administration, this action is not only to their own country, but also the thesis that freedom and democracy has brought an action against. Until that day, the terrorist acts in other countries emerging independence movement in general, the right to self-determination, civil war and the national interests of nitelemiş definitions, such as attempting to manipulate the degree of overlap with the subject itself, when the U.S. war on terror, "the necessity" debate has become.
Followed by Turkey against the PKK terrorist organization in the United States but also against acts of terrorism that has been one of quiet. Indeed, Turkey, NATO's attack on the struggle against the PKK and the "Common Defense Mechanism" of the entry into operation of Article 5 of which were not adopted. However, due to insensitivity in Turkey, is a result of this effort was not successful. However, after September 11, Article 5 of NATO, so to speak immediately exploited, the U.S. fight against terrorism has become NATO's struggle.

Bush, 27 September 2001 In a speech to Congress, "the terrorists will drain financial resources, the decrease of one another, they will start to run from one place to another place and we will follow until there is in retreat. Helping terrorists or states that host them, we will follow. States must make a decision, no matter where in the world: Are you with us or with terrorists? From today to retain and continue to support terrorists, a state, will be considered by the United States as a hostile regime. "
When you read this speech with a very nice populist sentences are still occupied by the United States belonging to the terrorist organization PKK camps in northern Iraq given the do not pass completely beyond hollow rhetoric.

They will do for the U.S. definition of terrorism in its own interests only, "the operation" consists of the justification. Or a "terrorist and terrorist acts" lexical meaning does not mean anything to them. In fact, in international relations so that all people own terrorists, their fighter, have their own freedom fighters. For one of the freedom fighters, terrorists may have for each other, but nobody in the "occupation" as a justification for not using, or rather not use.

As you know, President Obama "Change" has won the race for the Presidency with the slogan of change. American soldiers in Iraq will draw voters to him, gave support to the children return to their homes, yes, the President has made it to a certain extent, but for what? To open new fronts. No one does not need new fronts in the world need peace not war. To achieve this, a "preventive operations strategies" should, of course, but camouflaged and unrecognizable as a terrorist in one country to invade that country, then the strategic concept which fits into desolate walk off?

Bear the brunt of the mistakes the United States attracts the whole world, so they do not have the luxury of making a mistake. Quite natural to consider their own interests, but does not serve their own interests, even, should understand it now ...

 

 

omer@kanburoglu.com < March 21,, 2012

 

 

 


 

Z ANA SAYFAYA DÖN