Ömer Lütfi KANBUROĞLU               BAŞYAZI

 

 

 

 

Başkent’te Bayram…

Ben doğma büyüme Ankaralıyım. Bayramlar gibi uzun tatiller beni oldum olası hep strese sokar. Bayrama girince Ankaralı esnaf, tüccar pılını pırtısını toplar tatile gider, tatile gidemeyen ise dükkanı kapar evine…

 Herkes dükkanı kapayınca şehre bir hüzün çöker, terkedilmiş Teksas kasabaları vardır ya, hani kovboy filmlerinde görürüz  in cin top oynar,  işte öyle bir Ankara düşünün.

Başkent  sosyal yönden zaten kısır bir kenttir, bayramlar size bunu daha derinden hissettirir; insana kâbus gibi çöker, tatil bitse de işe gitsek dedirtir…

 Bayramın birçok ritüeli vardır; bayram  başlamadan evinin erzağını temin edeceksin, faturalarını ödeyeceksin, sonra evine hapis olup misafir bekleyeceksin, misafire hazırladıkların artınca hepsini sen yiyecek, sonra da şeker komasına gireceksin. Ayrıca, tanıdık-tanımadık herkesi sarılıp şapur şupur öpeceksin sonra da birkaç gün  içinde nezle, grip, öksürük, bronşit bilumum kış hastalıklarına yakalanıp yorgan döşek yatacak, yatacak durumun yoksa işe gidip küfür edeceksin.

İşte size bayram…

Peki bütün bunlara rest çekip yapmazsan ne yapacaksın? Dışarı çıkalım ailece gidelim filanca yere oturalım deseniz nereye oturacaksınız, nereye gideceksiniz? Zaten bayram dolayısıyla birçok yer  kapalı. Birçok yer kapalı olduğu için tatil tatil değil, zehir oluyor. Bir an önce bitse de işe başlasak diye dua etmekten ateistler bile imana geliyor başkentte.

Yazımı,  Ankara’nın girişlerine heykel-lokanta dikmek gibi halka bir faydası olmayan  projelere heves edenlere ithaf eder hepinizin bayramını kutlarım.

Kalın sağlıcakla…

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 19 Ocak 2005


Z ANA SAYFAYA DÖN