Ömer Lütfi Kanburoğlu,  Suriye asıllı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen “Kemal Emin Sâbit” yani, MOSSAD ajanı Eli COHEN

 

 

Kemal Emin Sâbit

 

Mısır’ın İskenderiye şehrinde Suriye asıllı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi “Kemal Emin Sâbit”, aslen Suriyeliydi. Ailesiyle birlikte başladığı tekstil işini epeyce geliştirmiş ve elini dünyanın bir ucuna, Arjantin’e uzatmıştı. Genç iş adamının hedefinde Arjantin’deki Suriyeliler vardı. Kuracağı bağlantılar sayesinde “çok daha büyük işler yapmak” amacıyla 1961’de Buenos Aires’e gelen Kemal Emin Sâbit buradan kendine yeni ufuklar açacaktı.

Arjantin’e yerleştikten sonra oldukça geniş bir çevre edinen Kemal Emin Sâbit, şehirdeki Suriyelilerin vazgeçilmez siması olmuştu. Arapların elinden tutan, her türlü ihtiyacına koşturan ve “sahip olduğu servetini dostlarıyla paylaşmaktan çekinmeyen cömert iş adamı” kimliğiyle dikkatleri üzerine çekmişti.

Sâbit’in nüfuzlu insanlarla kurduğu yakın ilişkiler, kendisine bambaşka dünyaların kapısına aralıyordu. Buenos Aires’teki Suriye Büyükelçiliği’nde görevli dostları, genç adamın Şam’da kendilerine “faydalı” olabileceğini düşünüyorlardı. O dönem büyükelçilikte askeri ateşe olan Emin el-Hafız da yakın dostlarından biriydi ve el-Hafız’ın ilerleyen yıllarda yapacağı darbeyle Suriye devlet başkanı olması, Sâbit’in yıldızının daha da parlamasının önünü açacaktı.

Arjantin’de geçen bir yılın ardından artık Buenos Aires’ten ayrılma vakti gelen ve  beklediğinden çok daha fazlasını elde eden Kemal Emin Sâbit’in şimdiki durağı, Suriye’nin başkenti Şam’dı. Arjantin’de tanıştığı Suriyeli zenginler ve diplomatlar,  Şam’da onun için artık önemli bir referans kaynağıydı.

Kemal Emin Sâbit 1962’nin Şubat ayında Şam’a gitmek üzere Buenos Aires’ten ayrıldığında, üst düzey referans mektuplarının ve önemli bir şöhretin sahibiydi. Sâbit, Şam’da art arda davetler verdi, bol para harcadı, hediyeler dağıttı, yeni insanlar tanıdı ve siyasi çevresini genişletti…

Suriye çalkantılı bir dönemden geçiyordu.  Baas Partisi’nin giderek güçlendiğini ve ülkenin geleceğinde önemli bir rol oynayacağını düşünen Sâbit, partiden dostlar edinmeye özen gösteriyordu. Nitekim 1963 yılına gelindiğinde asker içindeki Baasçı cunta harekete geçmiş ve Devlet Başkanı Lu’ay el Atasi’yi koltuğundan indirerek ülkenin yönetimini ele geçirmişti. Arjantin’de görev yaparken tanıştığı eski dostu askeri ateşe Emin el-Hafız’ın 1963 darbesi ile iktidarı ele geçirmesiyle Kemal Emin Sâbit hızla yükseldi, artık Şam’da “çok önemli bir insandı”…

Yeni devlet başkanı ve yakın dostu Emin el-Hafız kendisine Savunma Bakan yardımcılığı görevi teklif etti.

Kemal Emin Sâbit, özellikle Suriye Savunma Bakanlığında önemli bir insan olduğu için her askeri üsse istediği gibi girip çıkabiliyordu. Şüphesiz ki bu konumunu zenginliğini paylaşmaktaki bonkörlüğüne ve evinde verdiği davetlerde sergilediği misafirperverliğe borçluydu; lüks hediyeler, pahalı içkiler, güzel kadınlar…

Artık Kemal Emin Sâbit, ülkeyi yöneten kadroyla beraber hareket ediyor, kararlara iştirak ediyor, tavsiye veriyordu. Yakında kendisine bir bakanlık verilmesine kesin gözüyle bakılıyor ve hiç kimse bu hızlı yükselişin sebebini sorgulamıyordu. Bir kişi hariç, Albay Ahmet Süveydani.

Baas’ın bürokratları içinde etkileyici bir performans sergileyen ve Suriye sosyetesinde efsane haline gelen Sâbit, artık ülkenin en önemli sırlarına sahipti; Ürdün Nehri’nin yatağının değiştirilmesi projesini bizzat incelemiş, Golan Tepeleri’ndeki askeri hazırlığı yerinde görmüş ve hatta fotoğraflamıştı bile. Kemal Emin Sâbit, tüm bu bilgileri paylaşacak eski dostlara sahipti ve bu eski dostların hiçbiri Suriyeli değildi…

Sahip olduğu gücü sonuna kadar kullanmaktan çekinmeyen Kemal Emin Sâbit, Suriyeli yetkililerden elde ettiği her türlü bilgiyi eski dostlarıyla paylaşıyordu. Bilhassa Şam’a yerleştikten sonra etkili bir sistem kuran Sâbit, mektup yazarak ya da telsiz iletişimini kullanarak bilgi aktarımı sağlıyordu. 24 Ocak 1965 günü evinin bir bölümünde kurduğu haberleşme odasındaki telsizin başına geçmiş ve hemen her sabah yaptığı gibi, topladığı istihbaratı muhataplarına iletmeye başlamıştı. Oysa Albay Ahmet Süveydani boş durmuyor ve görevini yapıyordu; belki de görevini hakkıyla yapan tek kişi oydu…

Süveydani, tesadüfen yakaladığı bir telsiz sinyalini bulmaya çalışıyordu. Sırf bu sinyali yakalamak için Sovyetler Birliği’nden getirilen yeni iletişim cihazları devreye alınıyordu. Bu çalışmalar sebebiyle ülke genelindeki haberleşme sistemi tamamen askıya alınmıştı.

Sâbit’in gönderdiği sinyal askeri bir karargâhta fark edilmiş, şüpheli bir durum olmasına rağmen Süveydani hariç, kimsenin dikkatini çekmemişti. Durumun farkında olmadan günlük rutinine devam eden Sâbit, akşamki görüşme için yeniden telsizin başına geçtiğinde bu kez ifşa olmaktan kaçamayacaktı.

Sinyalin yerini tam olarak tespit etmek için bütün iletişim kesilmiş, şehir ölüm sessizliğine gömülmüştü.  O sessizlik arasında yakalanan cılız sinyal, sesi yıllarca dinmeyen büyük bir gümbürtü koparacak ve heyecanla yer tespitine girişen Suriyeli askerleri tahmin edemeyecekleri bir adrese vardıracaktı: Savunma Bakan Yardımcısı Kemal Emin Sâbit’in Şam’daki evi. 

Albay Süveydani askerlerle beraber eve baskın yaptığında Kemal Emin Sâbit’i suçüstü yakaladı.

Yani, MOSSAD ajanı Eli COHEN’i…

Kemal Emin Sâbit, aslında bir MOSSAD ajanıydı ve adı da Eli COHEN’di, kendisi 18 Mart 1965’te Şam’ın Merce meydanında asılarak idam edildi.

Eli Cohen ülkesinde bir kahraman olarak anılıyor. İsrail 1965 yılından itibaren ajanın naaşının iadesi için çaba harcıyor ancak Suriye asla geri vermiyor, nereye gömüldüğü dahi bilinmiyor.

Türkiye 2007’de İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in talebiyle Eli Cohen’in naaşının ülkesine iadesi için devreye girmiş ve talepte bulunmuştu, ancak sonuç değişmedi.

Dikkat etmek lazım…

İnsanların ne dediği değil, ne yaptığı daha önemlidir.

Sonra bir bakarsınız “dış güçler” sizi sürekli kandırıyor…

Peki, “iç güçler”?

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk  24 Eylül 2019