Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

 

Reklam Dangalaklıkları

 

 

Televizyonlar insanları sinir eden yüzlerce reklam ile dolu. Zaten reklam senaryoları artık insanları mutlu ederek değil, sinir ederek dikkat çekmek üzerine kuruluyor. Reklam filmi ile potansiyel müşterilerini deli edip, kafayı oynatmasını hedefleyerek o ürünü almasını temin etmeye çalışan firmalar olduğuna eminim.

 

Bu günlerde “fortçu”lar için kurulduğu izlenimi uyandıran cıngılı ile insanı bezdiren bir banka reklamı, ardından fındık olmasa insan neslinin soyunun tükeneceğini vurgulayan bir orman kaçkını ve başkasının icat ettiği telefonu kullanarak size borç veren bir bankanın reklamları çok revaçta.

 

Senaryoyu incelersek filmde  üç kişi var. Meşhur fıkradaki gibi Amerikalı, Japon ve Türk. Amerikalı cebinden üfleyince açılacak kadar ince, hani derler ya kağıt gibi bir cep telefonu çıkarıyor ve kendilerinin icat ettiğini söylüyor. Adam elindeki kağıt kadar ince nesneye üfler üflemez alet saniyenin binde birinde uzaydaki uyduya mesaj gönderiyor. Siz bu bir iki saniyelik süre içerisinde cevap alıyor ve dünyanın herhangi bir yeri ile konuşuyor, bilgi, fotoğraf  ve dosya gönderebiliyorsunuz. Japon’da “evet bu aleti siz icat ettiniz ama biz geliştirdik” diyerek cebinden fındık kadar bir şey çıkarıp havaya bırakıyor. Alet havada dolaşırken Japon onunla konuşarak dünyanın herhangi bir yeri ile iletişim kuruyor. Peki bizim Türk ne yapıyor? Cebinden gene yabancıların imal ettiği tuğla gibi bir telefon çıkarıyor ve bankadan borç para istiyor. Banka da kendisine yirmi dakika sonra dönerek borç verebileceğini söylüyor. Yaaaaa!

 

Dangalaklık Oscar’ı dağıtılsa kesinlikle birinci olacak bir reklam. Reklamlar başlar başlamaz hemen zaplıyorum ama zap yaparken bile yakalandıklarım ile reklamı şimdiye kadar 100-150 kere seyretmişimdir.

 

Acaba reklam sektöründekiler senaryo yazarken halkın en geri zekalı üyesinin zeka düzeyine inmek zorundalar mı? Daha entelektüel mesajlarla tüketim toplumunu dürtmek çok mu zor? Televizyonlarımız biraz da sürümden değil de, kaliteden kazanmayı deneyemezler mi? Reklamın saniyesi ucuz  değil de pahalı olsa, böylece ürünler doğal bir süzgeçten geçerek kaliteye ulaşsa çok mu zor olur?

 

Niye bu toplumda her şey en geri zekalı üyesinin zihinsel kapasitesi baz alınarak hazırlanıyor? Bu bir zorunluluk mu, yazılmamış bir kural mı, omerta yasası mı?

 

Ne bu!

 

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 23 Ocak  2006


 

Z ANA SAYFAYA DÖN