Ömer Lütfi KANBUROĞLU               BAŞYAZI

 

 

 

 

Kanun Yapmak ile

Uygulamak Arasındaki Fark

 

 

 

Cesareti olanlar kanun yapar, uygar toplumlar ise onları uygularlar. Kanun yapmak ile kanunu uygulamak birbirinden ayrı düşünülemez. Her ikisi de, bir bütünün iki parçası gibidir. Biri olmazsa, diğeri hiçbir işe yaramaz.

 

Her toplumda kanun yapmak için cesaretini toplayıp bunları parlamentodan geçiren iktidarlar bulunabilir. Oysa, kanunlar sayfalarda yazılı metinler olarak kaldığı müddetçe kanun değil “hikaye” olmaktan öteye geçemez. Aslolan  parlamentonun çıkardığı kanunları uygulamaya geçirebilmektir; bunu yapabilmek ise uygar bir toplum olmayı gerektirir.

 

Uygarlığın birinci ölçüsü  kanunlara uymaktır. Uygar ülkelerde kanunlar vatandaşların bulunduğu sosyal statü ve konumlarına göre değişmez. Bu ülkelerde kanunlar suçluyu cezalandırdığı kadar, sosyal hayatın tanzimine de büyük ölçüde yardımcı olur.

 

Örneğin, hiçbir uygar ülkede, gece yarısı sokakta yapılan düğünden kaynaklanan gürültüyü şikayet için telefon açtığınızda,  karşınızdaki kolluk görevlisi “siz hiç sokakta düğün yapmadınız mı?” diye bir cevap vermez, veremez; çünkü kanunları uygulamak kolluk kuvvetlerinin keyfine kalmış bir durum değildir.

 

Nasıl ki, trafikte kırmızı ışık yandığı zaman durmamız gerektiği ve eğer durmazsak trafik polisinin yaptığımız trafik ihlaline ceza yazması tarafların keyfine  kalmış bir durum değilse, kanunlara riayet etmek vatandaşın ve bu kanunlara riayet edilmesini sağlamak da kolluk kuvvetlerinin görevidir. Vatandaşın kanunlara uymama lüksü, ilgili kanunun cezai maddesi ile disiplin altına alınmıştır. Ama, kanunları uygulamakla görevli kişi ve birimlerin  böyle bir lüksü yoktur, olamaz!

 

Türkiye, içinde bulunduğumuz günlerde AB uyum süreci çerçevesinde parlamentosundan birçok yeni kanun çıkarmaktadır. Eğer bu yasaların hepsi günlük hayata geçirilebilse vatandaş kanun manyağı olur çıkardı. İşte ülkemizde anormal olan da bu...

 

Yasalar parlamentodan çıkıyor ama vatandaşa bir numara büyük geliyor. Bu kanunları uygulamaya koyabilecek bir sosyal ahlâka henüz sahip değiliz. Vatandaşlarımız birbirlerine saygı duymak, işini zamanında ve gerektiği gibi yapmak, ticari ahlâk gibi bu ülkenin insanlarına henüz yabancı kavramları öğrenip uygulayabildiği gün parlamentodan çıkan kanunlar da tam anlamıyla yürürlüğe girecektir. Yoksa bu ülkede, hikaye yazmakla kanun yazmak arasındaki fark asla değişmeyecek.

 

Sevgiler,

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 12  Haziran  2006

 

Z ANA SAYFAYA DÖN