Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

 

DÜRÜST ADAM

 

Bülent Ecevit’in vefatı ile ülke gündemine yeniden bir “dürüst adam” söylemi yerleşti. Türkiye’de politika zamanla o kadar yozlaştı ki, kişinin dürüst olması çok önemli bir meziyet haline geldi; namuslu ve dürüst adam bulabilmek neredeyse Tanrı’nın bir mucizesi gibi algılanmaya başlandı.

Birçok insan çok önemli makamlara sırf dürüst olduğu için birilerinin layık olduğunu düşünüyor. Oysa ki, dürüst olmak insan olmanın gereğidir. Hangimiz, bir iş başvurusunda, özgeçmişimize “ben dürüstüm”, “ben dürüstlük konusunda yüksek lisans yaptım” veya “ben dürüstlüğün kitabını yazarım” türünden satırlar yazıyoruz?

Dürüstlük zaten karakteriniz olmalı; ama dürüst değilseniz bunun bedelini işinizden ilişiğiniz kesilerek, dostlarınızı kaybederek ve zamanla toplum dışına itilerek ödersiniz. En azından kültür değerlerine sahip her toplumda bu böyle olur…

Dürüst olmak güzeldir; ama bir makama talip olmanın gereği, iyi bir eğitim ve iş tecrübesi gibi farklı yetenekleriniz olmasıdır.  Yoksa, sadece dürüst bir insan olduğunuz için belli bir makama atanıyorsanız size bu görevi tevdi edenler yanlış yoldadır, ya da çaresiz kalmışlardır. Türkiye bugün kokuşmuşluğun çaresizliğini yaşıyor. Çaresizlik içindeki toplum, mevki ve makam sahibi insanları yetenek ve kabiliyetleri ile değerlendirmek yerine dürüst mü, değil mi diye değerlendiriyor.

Sayın Bülent Ecevit’in dürüst bir insan olduğu konusunda kimsenin kuşkusu yok; ama, eğer yetenekleri de tartışılmaz bir politikacı olsa idi, bugün onun hayatı boyunca yaptığı planlar yerine başarılarını konuşuyor olacaktık. Sayın Ecevit’in güzel hayalleri ve içi doldurulmamış birçok sosyal planı vardı.

Eğer başarılarının hazzını tadabilseydi, bizler de onun iktidarları döneminde Türkiye Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük ekonomik krizler yüzünden yaşadığımız sefillik yerine zenginliği paylaşmış olacaktık.

Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Sevgiyle kalın,

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 10  Kasım  2006

 


 

Z ANA SAYFAYA DÖN