Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

 

Açık Öğretim Fakültesi

Kapatılmalıdır

 

Geçen hafta sonu Açıköğretim Fakültesi sınavları vardı. Hafta sonu işi olanlar şahit olmuşlardır; sınava yetişmek için otomobiline atlayan binlerce Açıköğretim Fakültesi  öğrencisi trafiği kilitledi.

Açıköğretim Fakültesi’nin ilginç bir öğrenci potansiyeli var. Muhtemelen %80’i kamuda çalışıyor, kalanı da “eğer bitirip kamuya kapağı atarsam hayatım kurtulur, bir de torpil bulur Enerji Üst Kuruluna, TBMM’ye geçersem iyi maaş alırım” diye hayal kuruyorlar. Kamuda görevli olup Açıköğretim Fakültesi’nde okuyanlar ise bir üniversite diploması alarak, daire başkanı, uzman, genel müdür veya yardımcısı olarak atanabilme derdinde. Zaten sınav yapılan bir okulun önüne gidip biraz gözlem yaparsanız sınava gelenlerin birçoğunun altında ortalama 20 milyar liralık arabalar olduğunu görürsünüz. Sınav saat 09.00’da başlar ve yarım saat sonra 3-4 saatlik sınavdan insanların çıktığına şahit olursunuz; bu bile, sınava girenlerin “atayım tutarsa mezun olurum” gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan saçma sapan bir amaç güttüğünü doğrulamaktadır.

Böyle bir sistem kamuda kaliteyi bozarak üniversite öğrenimini de ayağa düşürüyor. Açıköğretim Fakültesi’nde okuyan insanların umutlarını sömürmek üstüne kurulmuş bu sistem, aslında üniversite eğitimi falan verdiği yok. Yoğunlaştırılmış kurslara giderek test usulü yapılan sınavlara verdiğiniz üç-beş cevap ile aldığınız diploma sadece kamuda derece ve terfi almanıza imkân sağlıyor; yoksa Açıköğretim Fakültesi diplomasının başka hiçbir işe yaradığı yok.

Kamuda Açıköğretim Fakültesi mezunu olup, aslında hiçbir bilgi birikimi ve atandığı görevin gerektirdiği görgüye sahip olmayan bir çok yönetici var. Bunlardan bazıları kendisini yetiştirmiş ve kaliteli insanlar olmakla beraber, birçoğu yalnızca kendi çıkarları için hal ve hareket tarzı uygulayan ve attıkları her adımda basit hesaplar yapan amiyane tabiriyle “köylü” tabir edebileceğimiz insanlardır.

Ülkemizi son yıllarda teslim alan gecekondu kültürünün kaçınılmaz sonucu olarak karşımıza çıkan bu yozlaşma her aşamada karşımıza çıkmakta. Başkalarının yıllarca emek vererek, dirsek çürüterek, kafa yorarak elde ettiklerini bir çırpıda elde etme düşüncesi Türkiye’yi bir veba salgını gibi sarmış durumda. İnsanlar hak edip, etmediklerini düşünmeden her şeyi istiyorlar. Yakında Açıköğretim Fakültesi Tıp Fakültesi de kurarsa doğrusu hiç şaşırmam. Tam ülkemize yakışan bir uygulama olur “mektupla doktorluk”… Hatta bu fakülte mezunları hasta şikayetlerini de dilekçe ile kabul ederler ve “Bilgi edinme kanunu” gereğince 30 gün içinde hastaya yazılı olarak cevap verebilirler.

Şaka bir yana, ciddiyetsizlik, sahtekarlık, dolandırıcılık, köşe dönme, vurdumduymazlık ve görevi suiistimal ülkemiz ile anılır oldu. Hatta, dürüst olmak cv’lere yazılan bir meziyet haline geldi; güler misiniz, ağlar mısınız artık siz karar verin.

Bir de askerden kaçmak için bu fakültede okuyan kesim var ki, onlar da aslında kendilerini kandırmaktan başka bir şey yaptıkları yok. Kısa yoldan bir an önce askere gidip gelseler çok daha iyi olacağını anlayamıyorlar. Kısacası bu fakülteye ilim, irfan sahibi olayım diye giren yok. Zaten burada ilim, irfan da yok! Var olan tek şey diploma...

Şimdi, Açıköğretim Fakültesinde okuyanlar “bizim okumaya hakkımız yok mu?” diyebilirler.

Onlara cevabım “Evet! Kesinlikle okumaya hakkınız var ve hatta ihtiyacınız var” olacaktır.

Çünkü; okumak ile okuyor gibi gözükmek arasında çok fark vardır.

Kalın sağlıcakla,

 

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 02 Nisan  2007

 


 

Z ANA SAYFAYA DÖN