Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

 

Salatalık Eken, Hıyar Biçer

 

Hatırlayınız, Almanya’da Neo-Nazilerin evlerini yakarak öldürdüğü Türk vatandaşlarını. Tek suçları vardı Türk ve Müslüman olmak. Ne kadar acı verici eylemlerdi onlar. Sırf Türk ve Müslüman oldukları için yakılarak öldürülen anne, baba ve çocuklar. Bu eylemler insan olanın yüreğini yakıyordu; vahşetti...

Peki sırf İncil dağıtıyor diye bir başkasının boğazını kesmek farklı mı? Her ikisi de vahşet. İnsanlık dışı. Sırf düşüncelerini beğenmiyorsunuz diye birini boğazlamak, sırf sizin dininizden olmadığı için başkasının yaşam hakkını elinden almak olacak şey mi?

Bu tahammülsüzlüğün kaynağı ne?

Bunun gelişme ve ekonomi ile bir alâkası yok. ABD’de Ku Klux Klan mensuplarının,  Almanya’da Neo-Nazilerin az gelişmiş bir ülkede yaşadıklarını söyleyebilir misiniz?  Ülkemizde  zaman zaman yaşadığımız dini tahammülsüzlük eksenli terör eylemlerinin dik alası batı da da yaşanıyor. O zaman, sinagog, kilise ve camilerde hiçbir sorun yaşamadan yüzyıllarca ibadetlerini yan yana yapan bu toprağın insanlarında zaman zaman ortaya çıkan bu ilkelliğin kaynağı ne olabilir?

Bu eylemlerin, sorumluların görmezden gelme, yetkililerin yeteneksiz olma, sistem kuramama, ailelerin çocuklarının ne yapıp ne ettiği ile ilgilenmeme gibi birçok sebebi var.

Sorumlu mülki ve idari erkan toplum mühendisliği ile artık ilgilenmiyor. Çiftçi bile tarlaya ektiği domatesin çapalanması, gübrelenmesi ve sulanması gerektiğini biliyor; ama bizim gençlerimizin ihtiyaçları konusunda herhangi bir projemiz ve çalışmamız yok. Bu projeleri hayata geçirmesi gereken insanlar hasbelkader bir üniversite bitirip siyaseten bir yerlere gelen insanlar oldukları için zaten kendileri toplumsal arızanın baş aktörü konumundalar. Bırakın toplum mühendisliğini bu toplumun kalfalığını bile yapacak bilgi ve yetenekte değiller. Doğal olarak bu insanların işleyen bir sistem kurarak vatandaşların birbirlerini rahatsız etmeden yaşamalarını temin etmeleri de pek mümkün değil. Sistem zayıf olunca da dönen çarkların arasına bir çakıl taşı bile düşse çarklar darmadağın oluyor; oysa düzgün ve güçlü  bir sistem kurabilseniz çarkların arasına düşeni öğütür gider üç-beş sapık yüzünden ülke zarar görmez.

Bir diğer sebep aileler. Aileler, çocukları bir üniversite kazandığı zaman her şey bitti zannediyorlar. Evet, eğer onun üzerine bir şeyler koyamazsanız hakikaten her şey bitiyor. Üniversite diploması sahibi olmak eskiden sizi bir devlet memuru yapabilirdi, şimdi onu bile yapmıyor. Ne bitirirsen bitir hiçbir işe yaramıyor. Böyle bir ortamda çocuğunuzun ne yaptığı, kimlerle oturup kalktığı, hangi sosyal ortamlarda bulunduğu çok önemlidir. Çocuk yalnızlık ve gelecek korkusu içerisinde kendini güvende hissettiği her ortama girebilir. Sonuçta olmaması gereken bir şey yapıyorsa, bunu zamanında fark ederek gerekli tedbiri almak herkesten önce ailelerin görevidir.

Unutmayınız rüzgar eken fırtına biçer. Aileler evde konuştuklarına dikkat etmelidir. Ebeveynlerin siyaseten yaptıkları her konuşma çocukların beynine kazınıyor; çocuk hayata sizin gözünüzle bakıyor, böyle büyüyor. Babasının laf olsun diye söylediklerini gerçekleştirebilmek onun en büyük hayali oluyor. Bir bakıyorsunuz eline silahı alıp birini vurmuş. Ondan sonra babası benim oğlum melektir, böyle şey yapmaz vs. gibi açıklamalar yapıyor. Hâlâ çocuğunun kendisini model aldığının farkında değil. Bahçeye ektiğiniz salatalık tohumundan hıyar çıkmasından daha doğal ne olabilir? Salatalık ekip, sonra da o tohumdan orkide çıkmasını beklemek biraz geri zekalılık olmuyor mu?

Her şey bir yana, ülkede hiç kimse görevini yapmıyorsa bile aileler üstlerine düşeni hakkı ile yapmalılar. Sonra çocukları hapishanelerde çürüyüp, eşek cennetinin kahramanı olsa ne yazar…

Kalın sağlıcakla,

 

 

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 19  Nisan  2007

 


 

Z ANA SAYFAYA DÖN