Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

 

Bir Türk dünyaya bedeldir!

 

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1925 yılında, savaş ortamında söylediği bir cümle “Bir Türk dünyaya bedeldir”.

Geçenlerle bir parti başkanı, yaptığı grup konuşmasında bu konuya değindi. Bir gün, bir Japon kendisine şöyle demiş: “Bir Türk dünyaya bedeldir ama beş Japon elli Türk’e bedeldir”

Bizi çok iyi anlatan bir cümle. Sosyo-ekonomik her türlü girişimimiz, çabamız ve tepkilerimizi kısaca özetleyen özlü bir söz…

Hakikaten, grup olarak beşimiz, onumuz, ellimiz bir araya gelince ne başarıyoruz?

Çok güzel kavga ediyoruz. Bizden kırk-elli tanesini bir odaya koyun, kapısını kilitleyip on gün sonra gelin, bakın bakalım içeride ne oluyor? Büyük bir ihtimalle içerideki insanlar birbirleriyle  kavga ediyorlardır.

Bu milletin tarih boyunca, silah zoru  ve başında büyük bir lider olmadan başardığı tek bir şey var mı?  

Bu ülkenin dünya bilim literatürüne katkısı nedir?

Adına üniversite dediğimiz birçok kurumumuz var; bunların bilime katkısı nedir?

Her gün milyonlarca insan işe gidiyor; bir oturup düşünün, bunların en az yarısı o gün işe gitmese ne değişir?

Bunların hepsi organizasyon özürlü olmamızdan kaynaklanmaktadır.

Devletin en üst seviyesindeki organizasyonlarda bile bir keşmekeş hakim. Helikopterden aşağıyı izlemeniz mümkün olsa, sanki bir çizgi film seyrediyormuş hissine kapılırsınız. Bir merkez etrafında bilemediniz elli-yüz kişinin birbirini ite kaka bir yerlere doğru gittiklerini görürsünüz. O anda, o insan yumağı içerisindeki insanlar etraflarında büyük bir izdiham var zannederler; oysa ki, topu topu elli bilemediniz 100 kişi boş bir arazide debelenip durmaktadır. Halbuki organize olsalar, herkes yerini bilse, birbirine saygı gösterse ortada bu kadar heyecanlanacak hiçbir şey olmadığını herkes görecek; ama olmaz. Düzgün bir iş yaparsak günah olur. İlle de iteceğiz, kakacağız, bir şeyleri yanlış, bir şeyleri eksik yapacağız. Bu bizim genlerimizde var…

Birkaç sene önce üst düzey bir organizasyon için Japonlarla bir süre beraber çalıştım. Adamlar, -kendilerinden çok özür diliyorum- inanın sıradan bir Türk’ün yarısı kadar bile pratik zekaya sahip değiller. Belki de bizi bu kadar başarısız kılan en önemli özelliğimiz bu: Kendimize çok güvenmemiz.

Japonlar o organizasyon ile ilgili bana inanınız gireceğimiz binadaki basamak sayısı ve önündeki ağaçların nerede durduğuna varana kadar birçok anlamsız soru yönelttiler. Yöneltilen sorular karşısında biz nezaketimizi inanınız ki zor koruduk. Bize saçma-sapan gelen bir çok soruya bıkmadan usanmadan cevap vermeye ve olabildiğince kendilerine yardımcı olmaya çalıştık. Bu insanlar ülkelerinde en üst seviyede yöneticiydiler ve sıradan  bir Türk’ün bile bildiği bir çok şeyden haberleri bile yoktu. Ama bir şeyi iyi yapıyorlardı: İŞLERİNİ…

Biz işimizin gerektirdiği bilgi ve beceri dışında her şeyi biliyoruz. Ya da bildiğimizi zannediyoruz. Ayrıca da bilsek ne olacak? Hiçbir işe yaramadığı dünya konjonktüründe içinde bulunduğumuz durumdan belli değil mi?

Bize verilen işi yapmaktansa politika yapmayı, ahkam kesmeyi, eleştirmeyi daha çok tercih ediyoruz.

İşte bu yüzden, beş Japon bir araya gelince organize olup, iş bölümü yaparak işi bitiriyor, ona karşılık elli Türk ise, aynı işe henüz başlamamış oluyor.

Kalın sağlıcakla,

 

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 12 Haziran  2007

 


 

Z ANA SAYFAYA DÖN