Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

 

“Önleyici Savaş Doktrini”

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin 11 Eylül saldırısından sonra “terörizmi evinde vurmak”, “olası tehtidleri yerinde yok etmek” amacıyla dünya gündemine getirdiği “Önleyici Savaş Doktrini” aslında yüzyıllardır muharebelerde kullanılan “en iyi savunma hücumdur” taktiğinin içinde bulunduğumuz çağa uyarlanmış halinden başka bir şey değil. Artık devletlerin birbirlerine savaş ilan etmediği, orduların göğüs göğüse çarpışmadığı göz önüne alınırsa, düşmanınızı etkisiz kılmak için bulunduğumuz yüzyıla uygun taktiklerin uygulanması kaçınılmaz olmuştur.

Şiddetin “terör” adı altında radikal unsurlarla sürekli beslendiği bir dünyada biz evimizde oturup “nasıl olsa beni vurmuyor” diyebilir miyiz? Nitekim terörün kimi vurup kimi vurmayacağı, dünyada bir çok ülke insanının acı tecrübeler kazanarak öğrendikleri bir deneyimdir.

Birkaç gün önce Pakistan’da Benazir Butto kendisine düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü. Suikastın kelimelerle ifade edilebilecek birkaç sebebi vardı; radikalizm, fundamentalizm ve terörizm bunlardan birkaçı…

Dünyanın geri kalmış nüfusunu hakkında “Bize ne! Ne yaparlarsa yapsınlar, nasılsa benim keyfim yerinde” diye düşünüyorsanız, belki (?) size bir şey olmaz, ama çocuğunuzun bir kuşak sonra “pis, cahil ve terör batağına batmış” bir dünyada yaşama ihtimalini göze alma şansınız var mı?

Ne yazık ki, anlamak mümkün olmasa da, dünya nüfusunun hiç de azımsanmayacak bir kısmı kanla besleniyor. Öldürmeyi, kendisi gibi düşünmeyenlerin ve yaşamayanların kafasını kesmeyi bir marifet sanıyor. Cehalet, açlık ve sefalet global nüfusun büyük bir kısmını esir almış. Buna seyirci kalmak, ne yaparlarsa yapsınlar demek mümkün mü?

Elbette hayır!...

İletişim çağını bile neredeyse geride bırakıyoruz, iletişimde tek eksik bir yerden diğerine ışınlanmak… Dünyanın bu kadar küçüldüğü, sınırları fiziksel engellerle korumanın artık mümkün olmadığı, Çin’de biri hapşırdığı zaman, New York’daki insanların nezle olduğu bir çağda başkalarından bağımsız bir hayatımız olabileceğini düşünmek, bizi telafisi mümkün olmayan bir felakete doğru sürüklüyor. Eğer bunun tedbirlerini zamanında almazsak çocuklarımızın yaşayabilecek bir evleri bile olmayacak.

ABD’nin “Önleyici Savaş Doktrini” adından da anlaşılacağı gibi bir savaş stratejisi; ama karşı karşıya olduğumuz tehlike bir askeri müdahale ile bertaraf edilebilecek türden değil. Bu tehlikeyi sadece savaş taktikleri ile yok etmeye kalkarsanız, bir fili züccaciye dükkanına sokmuş olursunuz; her yer kırılır dökülür, sonuçta size su içecek bir tek bardak dahi kalmaz…

ABD kendi açısından “Önleyici Savaş Doktrini”ni uygulamaya koymakta haklıdır ve hatta geç bile kalmıştır; fakat tıpkı bizim PKK ile mücadelemizde bir tek terörist öldürmek için dağlara tanesi 50.000 dolarlık bomba yağdırmamıza benzer bir mücadele yapmaktadır. Sonuçta bu operasyonlar kararlılık gösterisi olarak size destek verenlerin yüreğine su serper, kamuoyunun hoşuna gider ama tekrarlamak zorunda kalırsınız. Bu operasyonun sürekli tekrarı ise sizin bir yerlerde, bir şeyleri yanlış yaptığınızın işaretidir.

Dünyanın önde gelen ülkeleri yaklaşan bu tehlike karşısında ortak işbirliği yapmalı, insanlığın baş belası terör konusunda benim-senin ayrımı yapmadan terörist eylemlere başvuran ve destekleyenleri eğer ülke ise sosyo-ekonomik ambargoya almalı, ambargoyu delen ülkelere ağır yaptırımlar getirilmeli ve eğer bu mücadele sırasında birileri “etkisiz” hale getirilmesi gerekiyorsa sadece “o” kişi etkisizleştirilmeli. Yoksa, bir kişiyi cezalandıracağım diye bir şehri bombalarsanız beklediğiniz yerine, hiç beklemediğiniz bir sonuçla karşılaşırsınız. Teröristlerin en çok kullandıkları taktik sıradan insanları güvenlik güçleri ile karşı karşıya getirmektir, eğer yetkililer bu tuzağa düşerlerse terör örgütleri kazanır ve “bir” terörist “bin” olur…

Sonuçta hiç kimse haksız yere kötü bir muameleye maruz kalmak istemez, hele bu muamele sonucunda yakınlarınızı kaybederseniz artık bir terörist olmanız bazıları tarafından "hak" olarak bile addedilebilir.

Hak dağıtmak kolay değildir. Büyük devletler, büyük insanlar tarafından yönetilmelidir. Siyasi önderlikte en büyük sorun insanların kalbini kimin kazandığıdır. İnsanlar “bana iyi davranan önderim, kötü davranan ise düşmanımdır” dürtüsü ile hareket ederler.

ABD’nin “Önleyici Savaş Doktrini” uygulamalarındaki yanlış, her önüne geleni düşman, o an için kendisine yardım eden teröristleri ise dost kabul etmesidir.  Bu uygulama, ileride telafisi zor hasarlara yol açmaktadır. Terörist, teröristtir. Elindeki silahı bugün size yardım için kullanıyorsa, yarın sizi öldürmek için kullanacaktır. Nitekim Afganistan’da bunun örneklerini yaşadık ve yaşıyoruz. Bugün ABD’nin şikayet ettiği Radikal Fundamental İslamcı örgütlerin istisnasız hepsi Amerika Birleşik Devletleri ile eskiden “ortak bir düşman”a karşı beraber savaşmışlar ve ABD’nin yoğun desteğini almışlardır. Taktik açıdan o tarihlerde ABD’nin bunlarla ortak hareket etmesi anlaşılabilir olsa da, daha sonra bu örgütleri kendi haline bırakıp dünyanın ve ülkesinin başına bela etmesinin anlaşılabilir yönü yoktur.

O zaman, başta ABD olmak üzere, kendi çıkarları için terör örgütlerini besleyen, himaye eden ve destekleyen herkes ve her devlet şunu iyi anlamalıdır “kimin evinde ve hangi mahallede olursa olsun kuduz köpek beslenmez” eğer bu mantığınızı değiştirmezseniz bir gün o köpeğin sizi ısıracağı kesindir…

2008 yılının herkese mutluluklar getirmesi dileğiyle,

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 01  Ocak  2008

 

 

 

 


 

 

Z ANA SAYFAYA DÖN