Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

Yeni Dönemde

Türk-Amerikan İlişkileri

 

Bundan tam bir yıl önce, önümüzdeki dönemde ABD Başkanı’nın Barack OBAMA olacağını yazmıştım; bu bir kehanet miydi? Hayır. Sadece okuduklarımın analizi diyebiliriz. Türkiye ise, sebebi her ne ise Demokrat aday Hillary CLINTON’u desteklemiş ve seçim kampanyasına milyonlarca dolar yatırmıştı. Çok kısa bir sürede Amerika büyük  bir yanlışın eşiğinden döndü ve Hillary’nin bu seçimi kazanamayacağı ortaya çıktı; yoksa ikinci bir Bush vakası olacak ve Hillary’nin hırsı ve tecrübesizliği sonucu dünya tehlikeli bir yola doğru gidecekti.

Önümüzdeki yıl Başkan Barack Obama ile ABD dış politikada daha rasyonel hareket edecek ve dünya jandarmalığı görevini bırakmak zorunda kalacak; çünkü bu misyon, ABD’ye çok pahalıya mal oluyor. Refah ülkesi Amerika, dünyaya çeki düzen vereceğim diye gün geçtikce kendi halkını sıkıntıya sokuyor. Amerikalı seçmenler elbette bu durumdan memnun değil. İnsanlar kendi kendilerine “Cehennemin dibindeki bir ülkede benim askerlerimin ne işi var?” , “Dünyanın öbür ucundaki bir ülkede demokrasi yoksa bundan bana ne, bunun için niye ben bedel ödemek zorunda kalıyorum?” diye ister istemez soruyor. Eskiden, ABD vatandaşlarının ekonomik durumları iyiyken demokrasi söylemleri ve Amerikan milliyetçiliği ülkede taraftar toplayabiliyor, dünyada sempatizan bulabiliyordu; fakat işler kötüye gitmeye başlayıp, Amerika yıllardan beri dış politikada herhangi bir başarı elde edemeyip, yaptığı her şeyi sürekli eline yüzüne bulaştırınca ve üstüne bir de ekonomi de kötüye gitmeye başlayınca artık dünya liderliği ve örnek vasıflarını kaybetmeye başladı.

Bunun en tipik örneği Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanmıştır. George Bush yönetimi Türk-Amerikan ilişkilerini devraldığı günden bu yana daha da kötüleştirmiştir. Dünya sadece George Bush’tan kurtulduğu  için, yeni dönemde Başkan Obama’nın Türk halkının gözünde daha olumlu bir imajı bulunacağına ve bunun da ilişkilerin normalleşme sürecine girmesinde büyük katkısı olacağına kesin gözü ile bakılmaktadır.

Başkan Bush dönemine Türk-Amerikan ilişkileri açısından bakıldığında, 1970’lerdeki Kıbrıs ambargosundan sonra yaşanan en kötü dönem olduğu şeklinde değerlendirme yanlış olmaz.

Yeni ABD yönetiminin, Irak’ta geçirdikleri her günün kendilerine pahalıya mal olduğunu gördüğünü ve zaman içerisinde kademeli olarak askerlerini geriye çekerek telafi etme yoluna gideceğini seçim vaadi olarak önerdiğini düşünürsek bölgede istikrarlı dostlara da ihtiyacı olduğunu görebiliriz. Bu dostlar “herkesi her fırsatta satan” kendi aralarında dahi anlaşabilme yeteneği olmayan bazı kabileler mi, yoksa binlerce yıllık devlet geleneği bulunan ve Amerika ile stratejik anlaşmaları olan bir müttefik mi olmalı? Eğer ABD’nin hedefi bölgede istikrarsızlık yaratmak ise elbette kabilelerle işbirliği yapmak daha rasyonel; ama bugüne kadar Başkan Bush yönetimin yaptığı buydu ve bölgede yarattığı istikrarsızlık ortamı silah tüccarları dışında hiç kimseye yaramadı.

Bundan sonraki yeni yönetim ABD’nin bölgedeki çıkarlarıyla ortak hareket eden tutarlı bir Türkiye politikası geliştirmek ve zaman içinde güvenilir bir işbirliği yaratmaya büyük çaba harcamak zorundadır.

ABD’li uzmanlar Başkan Obama’nın, Harry Truman'dan bu yana, en zorlayıcı uluslararası ortamla yüzleşeceğini belirterek, ''Amerikan güvenilirliği ve liderliğini yeniden inşa etme arayışına girerken, bazı ülkeler diğerlerine kıyasla zarar vermekten çok yardım edebilecek. Türkiye böyle bir ülke. Bir sonraki ABD yönetiminin, birinci günden başlayarak Türkiye'nin doğru listede yer alması için elinden geleni yapmakta çok büyük çıkarı var. Bu yaklaşım, iyi bir başlangıç olabilir'' diyorlar.

Başkan Bush ve ulusal güvenlik ekibinin yaptığı en büyük yanlış sadece kendi çıkarları söz konusu olduğu zaman Ankara’ya önem vermeleri ve Türk çıkarlarına karşı duyarsız kalmalarıydı. Washington’un, sadece ihtiyacı olduğunda Türkiye'yi araması, Türkiye'de, Türk çıkarlarının umursanmadığı izlenimi yarattı ve 2003 yılından beri kamuoyu yoklamalarında ABD, Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden ülkeler arasında birinci sırada yer aldı. PKK konusunda Bush yönetiminin, Türkiye'nin yardım çağrılarına cevap vermeyişinin ABD'nin, bütün Türk kamuoyu gözündeki değerini düşürdü. Bu vurdumduymazlık ve sadece kendi çıkarını düşünme eğilimi, Türkiye’deki sağcı-solcu bütün siyasi grupların “ABD bizi bölmek isteyenlerle ortak çalışıyor” düşüncesinde  birleşmelerine yol açtı.

Türkiye bugün, tarihte hiç olmadığı kadar Rusya ile “yakın” ve ABD ile “uzak”tır. Bunun tek sorumlusu da George Walker Bush’tur. Bu, Türkiye için büyük bir kayıp değil ve hatta kazanç olarak bile görülebilir ama ABD için “çok büyük bir kayıp” olduğu tartışmasız gerçektir.

Yeni dönemde, Başkan Barack OBAMA’ya, Türk-Amerikan ilişkilerinde zedelenen güven ortamının tekrar tesis edilmesi açısından büyük görevler düşmektedir.

Kalın sağlıcakla,

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 30  Ekim  2008

 

 


 

Z ANA SAYFAYA DÖN