Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

Töreniz Batsın

 

"Önemli olan hayatımızdaki yıllar değil, yıllarımızdaki hayattır."

Abraham Lincoln

 

Türkiye’nin Güneydoğu’sunda yaşayan insanlar; hani bazı kendini bilmezler “Kürdistan” diyor ya, oralar ve oralarda yerleşik yaşayanlar konumuz.

Yıllardır bu insanların ne kadar aç, ne kadar ihmal edilmiş, ne kadar yoksul, ne kadar cahil, ne kadar ezik olduğunu dinleyip duruyoruz. Bu söylem elli yıldır sürüyor ve bu kafada giderlerse binlerce yıl da sürecek gibi gözüküyor.

Çok uzağa değil hiç Ankara’nın 30-40 kilometre dışına çıkıp, köylerine gittiniz mi?

Hani, başkent Ankara’nın…

Bu köylerde insanların yoksulluk içinde ama mutlu ve ellerindeki ile bir yerlere gelmeye çalışarak bir yaşam mücadelesi vermeye çalıştıklarını görürsünüz. Normal bir insanın hayat şartları göz önüne alındığı zaman, aslında bu köylerde yaşayan insanların tam anlamıyla “sefalet” içinde yaşadıklarına tanık olursunuz.

Çok değil, başkent Ankara’nın 30-40 kilometre dışında…

Türkiye’nin neresine giderseniz gidin bu örneği görebilirsiniz, İç Anadolu’da, Ege’de, Akdeniz’de, Karadeniz’de sefaletten beli bükülmüş binlerce köy, milyonlarca insan bulabilirsiniz ama buralarda bir tek şey bulamazsınız; kendi feodal yaşam kültürleri yüzünden sürekli geri kalmışlıklarının suçunu devlete yükleyen insanları!

Ege, Akdeniz, Karadeniz ve İç Anadolu insanı kendi yağı ile kavrulur elinden geleni yapar. Çalışır, çabalar ve bir şeyler elde etmeye çalışır. Sonuç itibarı ile bir yerlere gelir veya gelemez ama hiçbiri devletin kendisini ihmal ettiğini iddia ederken yol çalışması yapan devletin dozerini ateşe vermez, hiçbiri devletin kendilerini cahil bıraktığını iddia ederken gidip öğretmeni vurmaz, hiçbiri köylerinde yol yok diye yola mayın döşemez, hiç biri “benim köyümde tuvalet yok, bu ne biçim devlet” diyerek devletten kendisine tuvalet yapmasını beklemez.

Farkında mısınız? Bu insanlar sırf bu topraklarda doğdukları için çalışıp kazanan ve üreten insanların kendilerine bakmalarını istiyor.

Hayata garip bir bakış açıları var, ölmek ve öldürmek onların için sıradan bir olay. Birçok insanın tüylerini diken diken edecek, sadece bir akıl hastalığının tezahürü olarak tanımlanabilecek “töre” diye adlandırılan abuk subuk adetleri var.

Veee, hepsinden önemlisi onlar kendilerine çeki düzen verip, “bizim şu konularda, şöyle hatalarımız var; eğer bunları düzeltmezsek bırakın bir şey olmayı, insan bile olamayız” diyecekleri yerde sürekli birilerini suçlamayı adet haline getirmişler.

Yeter artık!

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve vatandaşlarının yaşam kalitesini düşürüyorsunuz.

Sırf bu topraklarda doğdunuz diye bu devlet size ölene kadar bakmak zorunda değil, devletin hiçbir vatandaşına böyle bir taahhüdü olmadığı gibi size de yok.

Çalışıp, insan olup, etrafta ne olup bittiğini anlayarak bu ülkenin bir parçası olmanız kendiniz ve bütün ülkenin menfaati icabıdır.

Ben bunları “nasıl yapacağım, nasıl başaracağım” diyorsanız, size cevabım “diğer milyonlarca vatandaşımız nasıl yapıyorsa öyle yapacaksınız” olacak.

Benim de kızdığım, sinirlendiğim ve bu ülkede yaşamaktan bezdiğim anlar yok mu elbette var!

Hatta bu ülkede yaşamaktan bezdiğim anlar, yaşamak istediğim anlardan daha da fazladır ama bunun yüzünden mutlu bir hayat için hiç çaba göstermeyerek sürekli birileri suçlayıp önüme geleni vursam elime ne geçecek?

Bu kendimi daha iyi hissetmemi sağlayabilir ama çok kısa bir süre sonra özlediğim hedeflere değil “eşek cennetine” kavuşurum.

Güneydoğudaki Kürt kökenli vatandaşlarıma sesleniyorum, devlet bölgenize yaptığı yatırımı hiçbir yere yapmıyor, batıdan alıyor size veriyor. Bunun kıymetini bilin.

Burada size düşen medeni dünyaya uyum sağlamak, kendinizi eğitmek, çocuklarınızı okula göndermek, adına “töre” dediğiniz hiçbir insancıl tanıma sığmayan adetlerinizi bir daha almamak üzere çöpe atmak ve…

İnsan olmak!

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 08  Mayıs  2009

 

 

 


 

 

 

Z ANA SAYFAYA DÖN