Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

Sel Felaketi ve Yağma

 

İstanbul’da yaşadıımız sel felaketi üzerine sulara kapılıp giden esyaların insanlar tarafından talan edilmesi medyamız tarafından kamuoyuna yağma olarak aksettirildi.

Oysa, yaşanan felaket sonrasında bazı insanların su ve çamura kapılıp sürüklenen sahibi belli olmayan malları toplayıp talan etmesinin hukuki tanımı “yağma” kapsamına girmediği gibi, herhangi bir suç kapsamına da girmiyor.

Türk Ceza Kanununa göre yağma suçunun en önemli unsuru cebir ve şiddettir. Yağma suçunun oluşabilmesi için cebir ve şiddet uygulanması şarttır.  Kanunlarımıza göre yağma suçu;

“Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet hâline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hâle getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır.”şeklinde tanımlanmıştır.

Yağma suçunda hırsızlık suçunda olduğu gibi taşınır malın alınma­sında zilyedin rızası yoktur. Fakat yağmanın hırsızlık suçundan temel farkı, yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kul­lana­rak ortadan kaldırılması gerektiğidir. Yağma suçunda tehdit kişinin kendi­sine yönelik olabileceği gibi yakınlarına ya da malvarlığında büyük bir zarara sebebiyet verecek şekilde olması şarttır.

Yağma suçunun oluşabilmesi için mağdur sanık tarafından kendisine yö­neltilen cebir veya tehdit nedeniyle suça konu malı teslim etmeli veya suça konu malın kendisinden alınmasına karşı koymamalıdır. Sanık tarafından mağdura yöneltilen tehdit ve cebir mağdurda malı teslim etmeye veya alınma­sına karşı koymamaya yeter derecede olmalıdır. Şayet sanık tarafın­dan kullanı­lan cebir ve tehdit malı teslime veya alınmasına engel olmamaya yeter derecede mağdurda korku ve kaygı uyandırmamış ise yağma suçu oluşmayacaktır. Yani mağdurun malı teslim etmesi veya elinden alınmasına karşı koyamaması mutlaka tehdit ve cebirin etkisiyle olmalıdır.

Yaşadığımız sel felaketinde fabrika, depo, antrepo, taşıt gibi sahibi belli yerlerde zilyedin rızası dışında başkaları tarafından toplanıp götürülen mallar hırsızlık suçu kapsamına girer fakat suya karışmış, sahibi belli olmayan, çamur içerisindeki mal ve eşyanın insanlar tarafından toplanması ahlâken kötü bir davranış olmasına rağmen yağma mevzunun konusu değildir.

Burada kolluk kuvvetlerinin zarar ve ziyana uğramış müesseselerde çevre emniyetini temin ederek hırsızlık yapılmasına engel olunmasından öte yapacağı başka bir şey yoktur.

Kanunlarımıza göre yağma suçunun basit hali şikâyete tabi değildir. Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturma başlatılacak bir suçtur. Ortada bir yağma söz konusu olmadığına göre savcının resen başlatacağı bir soruşturmanın şartları da oluşmamıştır.

Burada yapılması gereken felaket yaşanmadan tedbir almak, yaşandıktan sonra da en az zararla atlatmak için gereken sevk ve idarenin vakit geçirmeksizin sağlanmasıdır.

Medya kuruluşlarımızın halkı bilgilendirirken kullandıkları ifadeler ve yaptıkları yorumlar konusunda daha titiz davranmaları gerektiği, eğer usul hakkında bilgi sahibi değillerse profesyonel destek almalarının önemine dikkat çekmek istiyorum.

Kalın sağlıcakla,

 omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 10  Eylül  2009

 

 


 

 

Z ANA SAYFAYA DÖN