Ömer Lütfi KANBUROĞLU             BAŞYAZI

 

 

 

 

Demokrasi ve Açılım

 

Sanatçı Deniz Seki uyuşturucu ticareti yaptığı ve kullandığı iddiasıyla, 24 Şubat 2009’da tutuklanmıştı. Sanatçı 218 gün tutuklu kaldıktan sonra dün ilk duruşmada tahliye edildi.

Suçlu veya suçsuz bir insan düşünün ki, polis tarafından tutuklanmış, tam 218 gün sonra mahkemeye çıkarılıyor ve ilk duruşmada tahliye ediliyor. Eğer tutuklanan kişi topluma mal olmuş bir sanatçı olmasa kimsenin bundan haberi bile olmayacaktı.

Türkiye’de demokrasi ve açılım paketlerinin tartışıldığı şu günlerde kimse konunun bu yönü ile ilgilenmiyor.

Türkiye’de demokrasi yok.

Türkiye’de ifade özgürlüğü yok.

Türkiye’de insan haklarına saygı yok.

Ama, bunların hepsi Türkiye’de yaşayan herkes için geçerli olan sıkıntılar, belli bir zümre ve etnik grubun yaşadığı sıkıntılar değil.

Demokrasi ve özgürlük belli bir etnik gruba mal edilip onun üzerinden ifade bulmaya çalışılırsa bu, toplumda ayrışmayı körükler ve sonuçta bölünmeyi getirir.

Deniz Seki bir Kürt mü?

Değil!

Üstelik halka mal olmuş, herkesin sevdiği değerli bir sanatçı.

Tam İKİYÜZONSEKİZ gün tutuklu kalıyor ve ilk çıkartıldığı duruşmada tahliye ediliyor.

Böyle adalet olur mu?

 Türkiye’de yaşadığımız hayatın, nefes aldığımız her günün, her saniyesi böyle geçiyor; insan hakları ihlalleri, demokrasi ayaklar altında, ifade özgürlüğü hak getire…..

Basının bile, gözünün üstünde kaşın var diyemediği bir ülke burası.

Ama demokrasi ile yönetiliyor.

İşte millet niye bize kıçı ile gülüyor anlayabiliyor musunuz?

Türkiye’nin gerçekten reform ihtiyacı var; ama bunun adını Kürt açılımı koyarsanız bu, ülkeyi hakikaten bölünmeye götürür. Çünkü bu, ülkeyi kana bulayan PKK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti karşısında başarı kazandığı ve “zafer” elde ettiği anlamı taşır ki, hiç kimsenin Türk milleti adına böyle bir karar verip, yetki kullanma hakkı yoktur, “Başkomutan” sıfatı taşısa bile.

İşgal veya iç savaş tehlikesi altında olan her ülke, doğal olarak kendi önderlerini çıkarır ve direnme hakkını kullanır. Sonuç olarak o ülke ekonomisi batar, milyonlarca insan ölebilir, yüzyıl geriye gidebilir ama bu kaçınılmaz sonuçtur. Milyonlarca insan ölecek, ekonomi bozulacak diye hiç kimse bayrağından, toprağından ve bütünlüğünden taviz vermez hele TÜRK milleti ASLA!

Demokrasi adına atılması gereken adımları bir etnik grubun yalanları üzerine bina etmenin hiç kimseye yarar sağlamayacağı açıktır.

Kürtçe konuşamadıklarını söyleyen Kürtler bakıyorsunuz 50-60 yaşında insanlar. Peki kardeşim, elli senedir sen nece konuşuyorsun diye soran yok? Birçoğu başka dil bilmeyen bu insanlar acaba yaşadıkları hayat boyunca hangi dilde sohbet ettiler, hangi dilde bağırdılar, hangi dilde aş istediler, iş istediler?

Kürtçe kursu açana başka bir şey açmasına izin verilmiyormuş (Dengir Fırat CNN Türk / 14.09.2009 / 21.30) Hayır böyle bir şey yok! Kim yeterli dersliğe sahip ise istediğini açabilir.

“Kürtçe kursunu gidip Batman’da açmışlar Batmandakiler zaten Kürtçe biliyormuş, Kürtçe bilen adama Kürtçe öğretip de ne olacak önemli olan İstanbul’da açılması” (Cengiz Çandar CNN Türk / 14.09.2009 / 21.30) Bu da diğer bir yanlış. İstanbul’da ilk Kürtçe kursu 2004 yılında açıldı. Bu kursun öğretmenleri  İsveç’te Kürdoloji eğitimi görmüş öğretmenlerden oluşuyordu. Zorlamayla açılan kurs bu kadar olur, hocası bile İsveç’de eğitim alıp Türkiye’ye geliyor. Neticede talep olmadı, kimsenin Kürtçe öğrenmek gibi bir derdi yok. Kurslarda para kazanamadı battı. Yani, isteyen istediği yerde Kürtçe kursu açabilir, Kürtçe konuşabilir, Kürtçe şarkı söyleyebilir, Kürtçe radyo yayını yapabilir, Kürtçe gazete çıkarabilir.

Eeee, Allah’tan daha belanızı mı istiyorsunuz?

Halkı yanıltarak hâlâ demagoji yaparak mazlum rolü oynuyorsunuz. Şu anda devlet yönetiminde kilit noktalardaki insanların yarısından fazlası Kürtlerden oluşuyor nedir bu Kürtler eziliyor, büzülüyor safsatası?

Bu söylemler Türkiye’yi iç savaşa götürecek; çünkü yapılmak istenen Türkiye’nin bölünmesi. Böylece, Türkiye’nin batısından oluşan  AB’ye girebilecek, uyum sağlayabilecek bir federasyon oluşturulacak, AB hem Türkiye gibi  bir “baş belasından” kurtulacak, hem de Amerika’nın Ortadoğu’da İsrail’den sonra “Kürdistan” diye ikinci bir jandarması olacak. Üstelik Amerikan Patriotları ile biz Ortadoğu’da  onların savunmalarına destek olacağız, üstelik de kendi paramızla.

Ne güzel hesap değil mi?

ABD’de her yıl böyle salak, saçma bir sürü plan hazırlanır, yürürlüğe konur. Olmadı başkası hazırlanır, milyonlarca kilometre uzaktan bu planları hazırlamak kolay; çünkü başarısızlığa uğradığınızda onları çok fazla etkilemez. En fazla askerlerini çeker, sizi kendi başınıza bırakırlar. Siz de birbirinizi vurup öldürmeye devam edersiniz.

Burada önemli olan ABD’nin planlarının işlemeyeceğini taraflara anlatıp onları ikna ederek asgari müşterekte buluşabilmektir. Diplomasinin gereği budur; yoksa her söyleneni kabul etmek sizin için makul olsa da, bunu asla kabul etmeyecek tarafların olduğunu da düşünmeniz gerekir. Evdeki hesap çarşıya uymadığında ne yapacaksınız, bunu hiç düşündünüz mü?

AB’ye girmek bizim için olmazsa olmaz bir şey değil, Türkiye hiç de basit bir devlet değildir, gün geçtikçe kendisine zarar vermeye başlayan AB rüyasından vazgeçmeli ve kendine gelmelidir.

Kalın sağlıcakla,

  

 omerkanburoglu@yahoo.co.uk< 02  Ekim  2009

 

 


 

 

 

Z ANA SAYFAYA DÖN